• BIST 1.441
  • Altın 485,056
  • Dolar 8,2228
  • Euro 9,9825
  • Lefkoşa 34 °C
  • Girne 31 °C
  • Mağusa 31 °C
  • İskele 31 °C
  • Güzelyurt 31 °C
  • Lefke 34 °C

Ülkemi tanıdıkça ipler koptu!

KKTC’de olup bitenleri yani ülke gerçeklerini kavradıkça sanırım ipler kopuyor. Birkaç yıl öncesine kadar; ortaya çıkardıklarımızın düzeltilebileceğine...
Ülkemi tanıdıkça ipler koptu!

KKTC’de olup bitenleri yani ülke gerçeklerini kavradıkça sanırım ipler kopuyor. Birkaç yıl öncesine kadar; ortaya çıkardıklarımızın düzeltilebileceğine inanırdım. Yani çocuk aklımla birkaç cesur gazetecinin ülkeyi değiştirebileceğini umardım.

Her şeyin özgürlükten ibaret olduğunu zannederdim. Ülkedeki her türlü çirkinliği yazacak, üzerine gidecek ve bunlar bir bir ortadan kalkacaktı.

Her geçen gün öğrendiğim türlü ilişkiler, pis işler, görünmez güçler önceleri beni ürküttü.

Korku devleti yaratılıp politikacı, mafya, devlet ya da güç her kimse, kimdeyse onun istediklerine boyun eğilmesi amacı ile halk sindiriliyordu.

Birilerinin dört aracı birden yakılıyor, çek-senet mafyası olduğu anlaşılıyor ve kundaklayanlar tespit ediliyor, mahkeme tutuklama emri veriyor ancak polisin tutuklamaya gücü yetmiyordu.

Transferlerin görüşüldüğü UBP toplantısında, ön saflarda yer alan ‘mafya’, milletvekillerimize gözdağı veriyor, çıkan kavgada milletvekiline yumruk atıyor ama bu basın ile kamuoyuna açıklanamıyordu.

Uyuşturucuya, kaçakçılığa ve her türlü suçlara geçit vermediği için yerlere göklere sığdıramadığımız polisimizin, uyuşturucu baronlarına geçit vermesinin nedenlerini sorguluyordum.

Ülkede türlü oluşumlara, yasadışı işlere kimse dur diyemiyor, kundaklamaların ve darpların ardındaki gerçekler, ‘nedense’ faili meçhul kalıyordu.

Yer altı güçlerinden gelen talimatlarla kalemler çalışıyor, yayınlar yapılıyor, şantajlarla gazeteci işinden ediliyordu.

Demokratik hukuk devletini oluşturan üç güç, meşruluğunu yitiriyor. Okullarımıza, Bakanlık tarafından tarikat liderinin kitapları tavsiye ediliyor. Bir de öğreniyoruz ki, ülkemizde üniversite öğrencilerini eğiten sayısız yurt mevcuttu.

Açıkçası son dönemlere kadar ülkede tüm bunların varlığından ya bihaberdim ya da bu kadar yaygın ve de etkin olduğunu bilmiyordum.

Halkı kâbuslara, intiharlara ve hapse sürükleyen tefecilerin arkasındaki güçlerin ve bağlantılarının bilincinde değildim. Keşke hiç öğrenmeseydim.

Ülkenin tüm sendikaları gözümde halkın birer koruyucusuydu. Muhalefet partileri de benim hayal gücümde, halkı çok daha fazla düşünüyor ve sığınılacak birer limandı.

İlerleyen süreçte halkı için mücadele veren sendikalardan bazılarının halkına ihanet eden menfaat ilişkilerini öğrendim. Bu süreçte bazı siyasi partilerin gizli kalmış gerçeklerini anladım.

Ülkede kanun gücünde güçlerin olduğunu, hatta ülkemizi o güçlerin yönettiğinin farkına vardım. Hiçbir gücün dokunamadığı, dokunsa dahi baş edemeyeceği yer altı güçlerinin, ülkeyi dört bir yandan kuşattığını irkilerek fark ettim.

Güzelim adamızın nasıl yok olduğunu yazarak gördüm. Ama yazdıkça hiçbir şeyin değişmediğini de anladım. Böylelikle ülke şartlarına duyduğum güveni zaman aşımında yitirirken, bir şeylerin düzeleceğine olan inancım da yok oldu.

Her geçen gün yeni şeylerle karşılaştım, yeni bir şeyler öğrendim ve her gün yaşadığım panikle, yeni hayal kırıklıkları edindim.

Bunları, yazıldığı gibi kolay öğrenmedim. Her farklı olayda ve her geçen gün yaşadığım belirsizlik, karmaşıklık, anlaşılmazlık, türlü soru işaretleri, sarhoşluk ve onun verdiği, ümitsizlik, çaresizlik ve endişe duygusu içimde biriktikçe birikti. Ülkemi tanıdık ve gerçekçi oldukça, hayal kırıklığım da içimde o oranda büyüdü.

Tabii bunları yaşarken, çevremde güvendiğim insanları da büyük bir panik haliyle sürekli sorguladım. Tüm bunları bilerek, bu ülkede yaşamaya nasıl devam ediyorlardı, tüm bu gerçekler ışığında mücadele ruhunu nasıl kaybetmiyorlardı, ülkemizi yok eden sorunlar dururken, devede kulak kalan haber konularıyla nasıl uğraşabiliyorlardı, hatta bu gerçekler bilinerek nasıl mutlu olunabiliyordu? Gazeteciler neyi hedefliyordu? Bunları sordum, sorguladım.

Güzelim adamız elden gitmişken, peşkeş çekilen bir arazinin peşine nasıl düşecektim, esas peşine düşmem gereken olaylar yerine gündemi şuanda her gün meşgul eden haberlerle uğraşmaktan nasıl tatmin olacak ya da vicdanım nasıl rahat olacaktı. Günlerce gecelerce bunları düşündüm, çevremdekilere, büyüklerime bunları sordum.

Bu sorularıma tam bir yanıt alamamış ya da algılayamamış olmamla birlikte sanırım anladığım tek şey vardı. Duyarlı gibi görünüp duyarsızlaşmak, gerçekçi gibi görünüp rol yapmak, umursamaz olmak ya da akışa bırakmak lazımdı.

İnsanoğlu her şeye katlanır, her şeye alışır ve yaşamaya devam eder, ben de öyle yapmak zorundaydım. Her gün öğrendiğim yeni hayal kırıklıklarıyla baş ederek, normal yaşantıma devam ettim.

Ülkeme karşı duyduğum, ümitsizlik, belirsizlik, gelecek kaygısı ve aşırı bir bezginlikten ileride kurtulmak ümidini taşıdım. Tabii bu sürede, meslek aşkımın da, her geçen gün zedelendiğini de itiraf etmeliyim.

Ardından geçtiğimiz gün bir arkadaşımdan duyduğum ‘tükenmişlik sendromu’ kavramı uyanmama neden oldu. Kafama takıldı ve internetten ne olduğunu araştırmak istedim. Okurken tüm belirtileri kendimde buldum ve irkildim. Meğer mesleki tükenmişlik sendromu yaşıyordum.

Ülke gerçekleri meğer beni ve bunun henüz farkında olmayan veya itiraf edemeyen daha birçoğunu yıllar itibariyle tüketmişti. Ama ‘her şeye rağmen, her şey güzel olacak!’ Çünkü bu sendroma yakalananların bunu aşabilecekleri de belirtiliyor. Kopan ipi düğümlemek bizim elimizde!

Diğer Haberler
  • Büyükelçi Akça’nın ekonomik uyarıları!12 Ağustos 2013 Pazartesi 09:57
  • Ülkemi tanıdıkça ipler koptu!20 Mayıs 2013 Pazartesi 12:00
  • SPOR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 - 2020 Ada Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0533 876 99 76