• BIST 1.542
  • Altın 411,808
  • Dolar 7,5315
  • Euro 8,9768
  • Lefkoşa 17 °C
  • Girne 17 °C
  • Mağusa 16 °C
  • İskele 16 °C
  • Güzelyurt 15 °C
  • Lefke 17 °C

“Türkiye çok doğru bir duruş sergiliyor”

Doğu Akdeniz’de meşru adımlar atan Türkiye, Yunanistan’ın kışkırtıcı tutumu ve Batı Trakya’daki girişimlerine karşı kararlı ve itidalli davranıyor. Uzmanlara göre Türkiye bu süreçte ‘çok doğru bir duruş’ sergiliyor.
“Türkiye çok doğru bir duruş sergiliyor”

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de attığı haklı adımların ardından Yunanistan’dan gelen kışkırtıcı yaklaşımlara, Batı Trakya’daki son gelişmeler de eklendi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili yaptığı açıklamada önce “Gemilerimize yapılacak en ufak bir saldırıyı karşılıksız bırakamayız. Eğer bu devam edecek olursa bunun cevabını misliyle alacaklardır. Bunları karşılıksız bırakmamız mümkün değil” dedi ve ardından Batı Trakya'da yaşananlar için şunları söyledi:

"Batı Trakya'da soydaşlarımızın kabristanlarını silahla taradılar, ateş altına aldılar. Bunlar hiç olumlu sinyaller değildir. Biz soydaşlarımızın dirisini de ölüsünü de yalnız bırakmayız."

Bu açıklamalar ışığında Türk-Yunan ilişkilerinin geçmişini, geldiği noktayı ve geleceğini Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Enis Tulça ile konuştuk.

50 yıl sonra ikinci büyük gerginlik

Doğu Akdeniz gündemiyle birlikte Türk-Yunan ilişkilerinde yeniden tırmanan gerginliğin tarihsel sürecinden bahseden Prof. Dr. Enis Tulça, gelinen son noktada Yunanistan’ın beklentilerinin Türkiye’nin kabul edemeyeceği konular olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı genel bir hasmane bakış açısı var. Türkiye’ye karşı sürekli bir silahlanması var. Burada bir nefret var, burada Türkiye’yi hazmedememe var. Tarihte üç önemli olay var. Bunlardan biri İstanbul’un Fethi, onlar için düşüşü. İstiklal Savaşı ve Anadolu’ya açılımlarının hüsranla sonuçlanması ve 1974 Kıbrıs olayı, Kıbrıs’ın yarısının bugün KKTC kontrolünde olması. Bunları hazmedemiyorlar. Onlar için her zaman en büyük kriz Kıbrıs’tır. 2003’ten beri hidrokarbon kaynaklarının ortaya çıkışı ve deniz yetki alanlarındaki meseleler gidişatı bugünlere getirdi.

Şimdi yaklaşık 50 yıl arayla ikinci defa belki de çatışmanın eşiğine geliniyor. Kıbrıs’ın çevre denizlerinde bir takım münhasır alanlar ilan etmeye kalkıyorlar. Kıta Yunanistan çok uzakken adaları kıta kabul ederek. Bu da 1974 Kıbrıs olayından sonra aynı bölgede, bu sefer deniz açısından en önemli inisiyatif ve tabii bizim kabul edemeyeceğimiz bir şey.”

Batı Trakya’da bitmeyen baskılar

Batı Trakya konusunun Yunan siyasetinin uzun soluklu bir unsuru olduğunun altını çizen Tulça, şunları söyledi:

“Batı Trakya’daki Türk azınlığa karşı hemen hemen Lozan’dan bu tarafa bir baskı, idari konularda kısıtlamalar ve saldırılar var. Yaşımız itibarıyla bizim de hatırladığımız özellikle 70’li, 80’li ve 90’lı yıllarda bir sürü baskı unsuru ve hadise vardı. Gerçi Yunanlıların genel bir bakışı aslında bu. Arnavut azınlığa da aynı şeyleri yaptılar. Makedonlara da yaptılar, Makedonya bağımsız olduğu zaman ‘Makedonya diye bir ülke olamaz, çünkü benim coğrafyamın adı Makedonya’dır’ diye. 27 yıl sürtüşme sürdü, Çipras zamanında geçen sene bitti bu konu. Nihayetinde Kuzey Makedonya isminde anlaştılar. Türk-Yunan ilişkilerinin birçok kısmının bir ucu Batı Trakya Türklerinin durumu. Onların mazur görüldüğü, çeşitli baskıların olduğu ve münferit gerçekleşmiş cami saldırıları, mezarlık saldırıları gibi bir sürü olay var. Bunun istisnası Papandreu dönemiydi. 1999-2002 yıllarında orada bir diyalog ve bakış açısı George Papandreu Dışişleri Bakanıyken çok farklıydı.”

Medyayı kullanıyorlar

Türk-Yunan ilişkilerinin geldiği noktanın sadece Doğu Akdeniz’de atılan adımlarla ilgili olmadığını belirten Prof. Dr. Enis Tulça, şöyle devam etti:

“Biz son 4-5 gündür bu konuları konuşuyoruz ama son 5-6 aydır Yunan kanallarını açın her akşam Türkiye karşıtı ‘savaş çıktı çıkacak, çıktı çıkacak’ gibi söylemler var. Zaten yıllardır belli güç odaklarının elinde orada medya ve Türkiye karşıtı insanları pompalıyor. Son dönemde de sanki bir savaş hali yakınmış gibi yayınlar yapıyorlar. Dolayısıyla bütün bunlar Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı uzun soluklu siyasetinin çeşitli unsurları, kullandığı çeşitli uzuvları diyelim. Dolayısıyla bütün bunun sonunda bize karşı silahlanmaları da önemli. Bugün bu cesareti gösteriyorlarsa, arkalarında bir kapasiteleri var demektir, ben öyle görüyorum. Özellikle de hava kuvvetlerinde.”

Çılgınlık ve intihar olur

Yunanistan’ın uluslararası hukuka aykırı şekilde atacağı herhangi bir adımın ya da bir çatışma girişiminin onlar açısından çılgınlık ve intihar olacağını söyleyen Tulça, şöyle konuştu:

“Şimdi burada itidal lazım, bir çatışma başlayacaksa onlar başlatacak. İşin oraya varmaması için ümit ederiz ki ABD Dışişleri Bakanı'yla olan görüşmede, tıpkı Clinton’ın zamanında yaptığı gibi ‘İlk ateş eden taraf karşımızda olur’ ikazında bulunmuştu ve Kardak krizi çözülmüştü o sabah. İnşallah öyle bir ağırlık olur ABD’nin ve NATO’nun Yunanistan üzerinde. Çünkü Fransa bile neredeyse bize karşı böyle bir silahlı iş birliğine girip rol oynuyor. Düşünün bir AB ülkesi bu kadar işin içinde. Onun tabii farklı sebepleri var. Ama Türk-Yunan ilişkilerine bakarsanız en kritik nokta ve günlerdeyiz. 

Yunanistan şunu unutmamalı, büyük bir ekonomik krizden daha çıkamadılar. Zaten bir çatışma durumu onlar için çok büyük zarar ve kayıptır. Hem ekonomik açıdan hem de askeri açıdan. Belki bir takım yerlerde avantaj elde edebilirler, hava kuvvetlerinde onlarda da bazı avantajlar var ama işin genelinde ve sonunda bu bir çılgınlık ve intihar olur.”

Türkiye doğru bir duruş sergiliyor

Yunanistan başta olmak üzere konuya dahil olan tüm unsurlara hem sahada hem de diplomatik yollara gerekli cevapları veren Türkiye’nin duruşu hakkında da yorum yapan Prof. Dr. Enis Tulça, “Bu tip bir diplomasiye, bu tip bir hezeyana ancak bu şekilde karşılık vermek lazım. Biraz belki 50’li 60’lı 70’li yıllarda sessiz kalmışız bazı olaylara, olabilir o dönemdeki siyasilerimiz nedenleri gerekçeleri vardı belki ama bugün için bu tarz bir karşı siyasete karşı yapılması gereken budur. Neticede askeri imkanlarınız da var. İstediğiniz kadar diplomaside yalnız olun veya olmayın, diplomasi yarın değişir kapı arkasında ama verilmesi gereken mesaj ve yapılan çok doğrudur. Sayını Cumhurbaşkanımızın ve devletimizin şu an yapmakta olduğu çok doğrudur. Bence en doğru şey, amiyane tabiriyle ‘Aba altından sopa göstermek’ ve karşı tarafa gereken mesajları vermek“ dedi.

Diyalog kanalları yeniden gündeme gelebilir

Tulça, sözlerini tarihteki Türk-Yunan ilişkilerindeki toparlanma süreçlerinden örnek vererek tamamladı. Savaş riski atlatılırsa, yeniden bir diyalog kanalının oluşabileceğinin altını çizdi:

Öncelikle savaş riskini atlatmamız lazım. Türk-Yunan ilişkilerinde şu özellik var, büyük krizlerden sonra diyalog süreçleri de çok kolay açılabiliyor, bu ilginçtir. Yani 1976 sonrası, 1987 Mart krizi, 1988 Davos süreci ve Kardak’tan sonra. Bu krizi itidalle atlatabilirsek ben yine bir diyalog ortamının geleceğine inanıyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız zaten ilan etti, AB’nin de istediği itidal, NATO ve ABD de hiçbir zaman çatışma istemez. Dolayısıyla şu günleri bir atlatabilirsek yeniden bir diyalog kanalının tekrar gündeme geleceğine ben inanıyorum ve umut ediyorum daha önceki siyasi tarih tecrübelerinden yola çıkarak. Yakışan da bu olur. Şunu da hatırlatayım, bu yıl 90’ıncı yılı 1930 Türk-Yunan Dostluk Antlaşması’nın. İki ülkenin müşterek ve dostluk dönemi tarihinin genel bir şekilde ortaya konması çok da şık olur bu karışık yılın güzel bir şekilde bitebilmesi. Ama durum maalesef pek öyle değil. Şimdilik çekimseriz, şimdilik itidalliyiz.”  

TRT

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 - 2020 Ada Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0533 876 99 76