• BIST 98.455
  • Altın 219,530
  • Dolar 5,3279
  • Euro 6,0542
  • Lefkoşa 12 °C
  • Girne 13 °C
  • Mağusa 11 °C
  • İskele 11 °C
  • Güzelyurt 11 °C
  • Lefke 12 °C

Olgun: Atatürk’ten sonra Türklüğün yetiştirdiği en büyük lider

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı Kıbrıs’ın ve Doğu Akdeniz’in siyasi coğrafyasını değiştirmiş, Atatürk’ten sonra Türklüğün yetiştirdiği en büyük lider olarak görüyor…
Olgun: Atatürk’ten sonra Türklüğün yetiştirdiği en büyük lider

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı Kıbrıs’ın ve Doğu Akdeniz’in siyasi coğrafyasını değiştirmiş, Atatürk’ten sonra Türklüğün yetiştirdiği en büyük lider olarak görüyor…

1959’da bisikletiyle Lefkoşa sokaklarında dolaşarak propaganda yaptığı sırada tanıdığı ve çok etkilendiği Denktaş’ın yanında 12 yıl çalışan Ergün Olgun, Kıbrıs Türkü’nün bugün savunduğu bütün tezlerin mimarı olan Denktaş’ın KKTC’yi kurarak Kıbrıs Türkü’ne bir seçenek yarattığı görüşünde.

Olgun, Denktaş’ın güçlü olan sosyal yönünün hayatındaki payının hak ettiği oranda olmadığını düşünse de toplumsal olarak gelinen noktada gösterdiği gayret olmasa Kıbrıs Türkü’nün bugün bulunduğu noktaya gelmesinin imkansız olduğuna inanıyor.

Bugün toplumun tamamının içinde Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ın ilkelerini taşıdığına inanan Olgun, Kıbrıslı Türkler için ayrı bir coğrafya zemini oluşturan Denktaş’ın, Kıbrıs Türkü için elde ettiklerinin yanında, Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığının temelini de oluşturduğunu belirtti.

Ergün Olgun, Rauf Denktaş’ı ilk kez 1959’da, Kıbrıslı Türklerin eski polis binasının önünde gerçekleştirdiği büyük gösteride çarpıcı bir şekilde tanıdığını söyledi.

O günlerde bir lise öğrencisi olan Olgun, eylem sırasında bir Kıbrıslı Türk kadının askeri cip tarafından basılması sonrasında daha fazla ölüm yaşanmasın diye eylemi dağıtırken dikkatini çeken Denktaş’a on dakika sonra mahalle aralarında, bisikletle dolaşarak “Şu an için dağılıyoruz ama mücadele bitmedi, devam ediyor. Başka eylemler de olacak. Sizi orada bekliyorum” çağrısı yaparken rastladığını kaydetti.

O günkü gösterinin baş aktörü olarak tanımladığı Denktaş’ın TMT’nin kurucularından biri olarak Kıbrıs Türkü’nün o günlerdeki mukavemetinin başına çektiğini vurgulayan Olgun, “Fikri altyapı Dr. Fazıl Küçük tarafından oluşturulsa da Rauf Bey’in, Kıbrıs Türk kimliğinin oluşturulmasında, Türkiye’nin meselenin içine çekilmesinde ve en önemlisi Kıbrıs Türkü’nün direniş mücadelesinde çok önemli bir yeri vardı” dedi.

Olgun, Rauf Denktaş ile yollarının 1968’te, Kıbrıs Türk Geçici Yönetimi döneminde idari memur olarak Türk Cemaat Meclisi binasında çalıştığı sırada kesiştiğini ancak birlikte çalışmaya, BM Kalkınma Programı (UNDP) Kıbrıs temsilcisi olarak hazırladığı raporları beğenip, yabancı elçilerle gerçekleştirdiği bazı görüşmelere davet ettiği 1990’lı yıllarda başladıklarını belirtti.

“ABD Elçisiyle gerçekleştirdiği bir görüşmede, adanın her iki tarafının da ekonomik ve sosyal açıdan dengeli kalkınması ve çevresel problemlerin ele alınmasında iş birliğinin önemini işaret eden bir sunum yaptım. Benzeri bir görüşmeyi İngiliz elçiyle de yapınca bir gün beni yanına çağırdı ve ‘BM’yi bırakıp yanıma siyasi danışman olarak gel’ dedi. Böylece 1993’te Cumhurbaşkanlığı’na geçtim ve 1996’da müsteşar oldum.”

Ergün Olgun, 2005 yılına kadar, tam 12 yıl yanında çalıştığı Denktaş’ın seçimlere girmeme kararı üzerine onunla birlikte Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrıldığını kaydetti. Olgun, “Rauf Bey kendi ofisini kurdu. Ben de aile şirketime döndüm ama temasımız devam etti. Resmi bir görevim olmasa da” dedi.

Ergün Olgun, birlikte çalışırken bir sorun yaşamadığını çünkü kendi çalışma temposunun, titiz, uzun soluklu ve etkin çalışan Rauf Denktaş’la uyumlu olduğunu vurguladı.

Olgun, “Rauf Bey her toplantıya girdiğinde, bu iş için görevlendirilen çalışana rağmen kendi de notunu tutar ve bazen dört- beş saat süren tutanakların hazırlanmasını beklemeden önemli toplantıların özet tutanaklarını bir saat içinde hazırlar ve gerekli yerlereyollardı” diye konuştu.

Rauf Denktaş’ın, yazdığı makale ve kitaplarda da dile getirdiği gibi, Atatürkçü dedesiyle babasının düşünceleri ve duruşu üzerinde çok önemli etkisi vardı.

Olgun, “Babası, fes giymenin mecburi olduğu bir dönemde kendisine verilen ödülü, fes giymek istemediği için reddeden biriydi. Rauf Bey, Türk bayrağı asmanın yasak olduğu bu dönemde Türklüğünü derinden hisseden bir kökten geliyordu. Rumların 1931 isyanını yaşadı. Yaşı küçüktü. Köyleri basılmıştı ve kurtulmak için ağaçlara çıkmış. İngiliz Okulu’nda da okurken de yaşadığı ayrımcılık benliğine, içine işlemiş” dedi.

Ergün Olgun, tahsil için gittiği İngiltere’de çok iyi İngilizce öğrenen Denktaş’ın adaya hem inançları, hem hukuk eğitimi, hem de lisan açısından oldukça donanımlı geldiğini vurguladı.

“Karşı tarafı tercümanla konuşarak etkilemeye çalışmak çok zordur, neredeyse imkansızdır. Onların dilini, kültürünü bilmeniz lazım. Etkileşim müzakerelerde çok önemlidir” diyen Olgun, “Rauf Bey’in bunu yapabilme konusunda hem inançları, hem lisanı, hem çok güçlü olan espri kabiliyeti Kıbrıs Türkü için çok büyük bir şanstı” dedi.

Kıbrıs Türkü’nün varoluş mücadelesinde esas ateşi yakanın Dr. Fazıl Küçük olduğunu ancak devamını Rauf Denktaş’ın getirdiğini vurgulayan Olgun, Kıbrıs Türkü’nün bugün savunduğu bütün tezlerin mimarının Rauf Denktaş olduğuna inanıyor.

“Rauf Bey, Kıbrıs’ın ve Doğu Akdeniz’in siyasi coğrafyasını değiştirdi. 1974 müdahalesiyle Kıbrıs’ın siyasi coğrafyası değişti. Nüfus mübadelesi anlaşmasını imzaladı. Kıbrıslı Türkler için ayrı bir coğrafya zemini oluşturdu. Bu coğrafya sadece Kıbrıs için değil, Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığının temelini oluşturdu. Doğu Akdeniz’deki bugünkü fiili duruma baktığınızda, Kıbrıslı Türklerin haklarıyla birlikte Türkiye’nin bölgedeki hukuki zeminini de oluşturdu”

Rauf Denktaş’ın, Atatürk’ten sonra Türklüğün yetiştirdiği en büyük ve en öngörülü lider olarak kabul eden Olgun, Denktaş’ın karşı tarafın bağnazlığı karşısında 2 egemenlik, 2 devlet bazında bir anlaşma istemesinin de bugün çok daha iyi anlaşılabilir olduğunu düşünüyor.

“Bugün bölgede devam eden paylaşım kavgası içerisinde hak sahibi olmak için devlet olmak lazımdı ve KKTC’nin kurulması bu açıdan çok önemliydi. Ve Rauf Bey bunu yaptı. Sadece TMT’yi kurulup, Kıbrıs Türkü’nün fizik korumasını gerçekleştirmekle kalmadı, Kıbrıs Türkü’nün siyasi geleceği için mihenk taşlarını yerine koymak açısından da son derece başarılı oldu”

Olgun, Rauf Denktaş’ın müzakere tekniği ve Kıbrıs konusundaki kuvvetli argümanlarıyla Türkiye’ye de ışık tuttuğunu kaydetti.

Rauf Denktaş’ın, en güçlü taraflarından biri olan müzakere teknikleri alanındaki uzmanlığını, Kıbrıs Türkü’ne seçenek yaratarak gösterdiğini düşünen Olgun, ayrıca toplumsal destek sağlayıp, kendine müzakere öncesinde bir çıta koymasının da Denktaş’ın diğer iki önemli müzakere tekniği olduğuna inanıyor.

“Kullandığı çok ciddi müzakere teknikleri vardı. Müzakerelerde eğer seçeneğin yoksa, sana verilenle yetinmek mecburiyetindesin. Denktaş Bey bunu kaldırdı KKTC’yi kurarak. Kıbrıs Türkü’ne bir seçenek yarattı. Mukayese yapıyorsunuz artık. Yani benim şu an olanla ve alabileceklerim arasında mukayese yapabiliyorsunuz. Seçeneksiz bir müzakere yapamaz. Toplumsal destek olmadan da müzakere yapamazsınız.

Taksim tezi etrafında bütün toplumu birleştirmeleri Rauf Bey ve Dr. Küçük’ü yüceltip, toplum lideri haline getirdi. Rauf Bey 1983’te KKTC tezini ortaya atarak toplumu arkasına topladı. Yani bir yandan vizyoner bir lider olarak savunduğu tezlerin altını doldururken bunları topluma kabul ettirmeyi de bildi. Bugün toplumun tamamı, içinde Dr. Küçük ve Rauf Denktaş’ın ilkelerini taşıyor. Yani siyasi eşitliğimizi bünyemize işledi. Ayrı bir coğrafya artık benliğimizin bir parçasıdır.”

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın en yakın diyalog içinde olduğu Türk liderlerin başında Süleyman Demirel’in geldiğine işaret eden Olgun, “Rauf Bey, çok ciddi bir müzakereye girmeden önce Ankara’ya gider ve Cumhurbaşkanıyla görüşme sonrasında yapılan ortak açıklamayla da çıtasını belirler ve onun altına inmezdi. Rauf Bey bu tekniği özellikle Demirel döneminde çok iyi kullandı. Necdet Bey’le de arası çok iyiydi. Ecevit’le de çok uyumluydu” dedi.

Denktaş’ın Rum lider arasında en açık diyaloğu Glafkos Kliridis’le kurduğunu kaydeden Olgun, 1968’de başlayan, özellikle 1974 ve sonrasında insani yönden de çok yakınlaşan diyalogun nüfus mübadelesi sırasında Denktaş’ın Rum liderle çok ciddi iş birliği girişimlerinin önünü açtığını belirtti.

Ergun Olgun, bununla birlikte Kliridis’in de Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini tanımaya yanaşmadığını kaydetti. Olgun, “İlişki şekli açısından daha sıcak bir ilişki şekli kurulmuş olabilir ama içerik açısından Kıbrıs Türkü’nün haklarına saygılı ve bu hakları tanımaya hazır bir Rum lider olduğunu düşünmüyorum” dedi.

Rauf Denktaş’ın en zor anının, BM’nin 1964’te, 186 Sayılı kararı alması olduğunu kaydeden Olgun, Güvenlik Konseyi’nde Rumların tek başına adanın tamamını temsil etme hakkı olmadığını vurguladığı tarihe geçen bir konuşma yaptığı ancak söz konusu kararın alınmasını engelleyemediği toplantıdan çıkarken ağladığını belirtti.

Olgun, “Ben yoktum ama anlattılar. Toplantıdan ağlayarak çıkmış ve Kıbrıs meselesi kaybedildi demiş. En üzgün anlarından birini yaşamış diye biliyoruz” dedi.

Denktaş için bir diğer önemli acı olayın ise oğlunun trafik kazasında ölmesi olduğunu kaydeden Olgun, yıllarca sürdürdüğü Kıbrıs davasını ‘artık devam etmeyeceğim’ diyerek, Bürgenstock’a gitmeme kararının da onun bir diğer acı olayı olduğunu düşünüyor.Olgun, tarihi değiştiren 1974 Barış Harekatı ve KKTC’nin ilanının ise Denktaş’ın en mutlu anları olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın yeniden aday olmama kararı almasını ise Annan Planı sürecinde yaşananlara bağlayan Olgun, Kıbrıs Türkü’nün geleceğini güvence altına alacak noktaya gelmediğine inandığı planda bazı iyileştirmeler yapılmasına rağmen, müzakerelerin, garantörlerin de katılacağı bir sonraki aşamaya geçmesine karşı çıkan Denktaş’ın Bürgenstock’a gitmediğini belirtti.

Olgun şöyle devam etti; “Planda bazı iyileştirmeler olmuştu ancak Rauf Bey memnun olmamıştı… İnanmadığı bir anlaşmanın bağlanabileceği bir toplantıya gitmek istemedi.”

Ergun Olgun, Annan Planı sürecinde Ankara ile Denktaş arasında görüş ayrılıkları olduğunun ortaya çıktığını ve Denktaş’ın bu sebeple bir kez daha aday olmama kararı altığını anlattı.

Ergün Olgun, Rauf Denktaş’ın keskin zekası ve seri düşünen bir insan olduğunu örneklerle dile getirdi. “Rauf Bey, Loizidu davası sonrasında bir ortamda bir araya geldiği Rum Başsavcının ‘Biz sadece bu davayı kazanmadık, bir savaşı kazandık’ demesi üzerine ‘Çok iyi. Siz bu savaşı kazandınız. Biz de 1974’teki savaşı kazandık. Biz kendi savaşımızla kalalım siz de kendi savaşınızla kalın’ yanıtını verdi. Adamın rengi değişti.”

Olgun, ABD’li diplomat Richard Holbrooke’un ilk ziyaretinde “davanıza karşı çok sempatimiz var. Bu görüşmemiz de bu sempatinin ışığında gerçekleşecek” demesi üzerine Denktaş’ın “Benim karnım sempatikliğe tok Sayın Holbrooke. Ben uygulama isterim. Bunun için ne yapıyorsunuz?” sözleriyle yaptığı çıkışı da unutamıyor.

Olgun, Rum lider Klerides ve ekibiyle birlikte Annan Planı döneminde BM diplomatı Alvaro De Soto’unun da yer aldığı bir başka toplantıda yaşananları da şöyle aktardı:

“Görüşme sırasında ortam çok gerilmişti. De Soto yatıştırmak için müdahale ederek, ‘5 dakika ara verelim, herkes kendi arasında konuşsun’ dedi. Rum liderin yardımcısı Markidis’in masada gazete arkasına saklanarak Kliridis ile Rumca da olsa stratejilerini yüksek sesle konuşmaya başladı. Denktaş çok iyi Rumca biliyordu. Onun kadar olmasa da ben de anlıyordum. Dönüp birbirimize şaşkınlıkla baktık. Denktaş dayanamayıp çok iyi bir Rumcayla ‘Be gumbareler, sizi duyup, anlıyoruz, nedir yaptığınız ya’ demesi üzerine Markidis elindeki gazeteyi düşürdü. Tam bir şok yaşadılar. De Soto da gülmeye başladı.”

Ergün Olgun, hatırlatmamız üzerine, Rauf Denktaş’ın AB Komisyonu’nda görev yaptığı sıralarda Kıbrıs müzakerelerinde gözlemci olarak yer alan Alman Günter Verheugen’i “Nazi generaline” benzetmesine varan olayları da anlattı.

Olgun, Bürgenstock’ta oldukça gergin geçen harita tartışmaları sürerken bir yemekte Verheugen’in kendisine seslenerek “Sayın Olgun, Karpaz’ı vermezseniz bu anlaşma olmayacak” tehdidi savurması üzerine yaşadıkları ikili tartışmanın, karşılıklı ceketler çıkarılarak, kavga pozisyonu alınmasına kadar uzadığı olayı basından duyan Denktaş’ın yaptığı açıklamada AB diplomatı için “Nazi generali” benzetmesinde bulunduğuna işaret etti.

Ergün Olgun, Raf Denktaş’ın sosyal bir insan olmasına rağmen, önceliğinin Kıbrıs konusu ve işinin olması nedeniyle adada görev yapan yabancı diplomatlarla ilişkilerinin de daha çok Kıbrıs sorunu odaklı olduğunu ifade etti.

Bisikletiyle Arasta’da tura çıkan, insanlarla oturup kahve içen Denktaş’ın özellikle ihtiyaçlı kişilere inanılmaz yardımlarda bulunmayı da ihmal etmediğini belirten Olgun, hayvan sevgisi de oldukça güçlü olan Denktaş’ın fotoğraf çekmekten zevk aldığını ancak işinden dolayı bu gibi şeylere pek zaman ayıramadığı görüşünde.

Denktaş’ın güçlü olan sosyal yönünün hayatındaki payının hak ettiği oranda olmadığını düşünen Olgun, “Bu sosyal yeteneklerini, daha fazla zaman ayırarak değerlendirebilirdi. Ama toplumsal olarak baktığımız zaman bugün geldiğimiz noktada Rauf Bey bu kadar gayretli olmasaydı bazı şeyleri bu kadar kabul ettiremezdik, kazanamazdık. Tabi onların bıraktığı mirası daha iyi değerlendirebilirdik” dedi.İşkolikliğinin zaman zaman ailesinde rahatsızlığa neden olduğunu, bazı aile fertlerinin bunu şahsen kendisiyle paylaştığını kaydeden

Olgun, “Kıbrıs Türkü’nün geleceğini her şeyin önünde tutmasından dolayı ailesinde, ihmal edildiklerine dair çok ciddi şikayetlere neden olmuştu” dedi. Olgun, evlat acısı gibi acılar yaşayan Denktaş’ın, ailesiyle yeterince ilgilenmediğinden dolayı sorumlu hissettiği zamanları olduğunu ifade etti.

Denktaş’ın son dönemlerinde hafta sonları çocuk ve torunlarını mutlaka deniz evinde toplayıp, onlarla zaman geçirmeye çalıştığına işaret eden Olgun, bazen kendisini de çağırdığını ancak o zamanlarda da Kıbrıs meselesinden başka bir şey konuşamadıklarını belirtti.Olgun, sözlerini “Başka bir şey konuşulmazdı. Önceliği buydu. Kafası hep buna takılıydı. Ailesi için zor bir durumdu ama Kıbrıs Türkü olarak şanslıyız ki böyle bir tutkusu vardı. Bu tutku ölene kadar da devam etti. Ölmeden önce de son söylediği sözler yine Rumların, Kıbrıslı Türklere yönelik talepleriyle ilgiliydi” sözleriyle tamamladı.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
İLGİ ÇEKENLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 - 2018 Ada Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 05488904615