• BIST 1.210
  • Altın 482,994
  • Dolar 7,8553
  • Euro 9,2901
  • Lefkoşa 22 °C
  • Girne 23 °C
  • Mağusa 23 °C
  • İskele 23 °C
  • Güzelyurt 20 °C
  • Lefke 22 °C

Milli Varoluş Konseyi’nden Akıncı’ya mektup

Birçok örgütü bünyesinde bulunduran Milli Varoluş Konseyi, 1 Eylül’de yapılacak olan Akıncı-Lute görüşmesi öncesinde, son gelişmelerle ilgili olarak Cumhurbaşkanı Akıncı’ya MUHTIRA niteliğinde bir mektup verdi.
Milli Varoluş Konseyi’nden Akıncı’ya mektup

Birçok örgütü bünyesinde bulunduran Milli Varoluş Konseyi, 1 Eylül’de yapılacak olan Akıncı-Lute görüşmesi öncesinde, son gelişmelerle ilgili olarak Cumhurbaşkanı Akıncı’ya MUHTIRA niteliğinde bir mektup verdi..

Başbakan Ersin Tatar ve Başbakan yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’a da verilen mektubun tam metni şöyle;“Sayın Cumhurbaşkanı,Kıbrıs Rum tarafının Yunanistan ile birlikte adanın tümü üzerinde hâkimiyet kurma arayışları nedeniyle elli yılı aşkın bir süredir sürdürülen eşitlik zemininde yeni bir ortaklık kurma çabalarından sonuç alınamamış, 2004 BM Kapsamlı Çözüm Planında olduğu gibi “Nihai Karar Konferansı” olarak tanımlanan Haziran-Temmuz 2017 Crans-Montana Zirvesi de hüsranla sonuçlanmıştır.Bu süre içinde Rum tarafı müzakere yaparmış görüntüsü vererek masa dışında yarattığı bağlantısızlar dayanışması, AB üyeliği, hidrokarbon girişimleri, Türk tarafına karşı bölge ittifakları oluşturma gibi oldu bittiler ile istediği hedefe ulaşmaya çalışmış, müzakere masasını sadece bir zaman kazanma ve istismar aracı olarak kullanmıştır. Keza, Rum ve Yunan tarafları Kıbrıs ortaklık Cumhuriyetini işgal ettikten sonra hedeflerine ulaşmanın önünde tek engel olarak gördükleri Garanti ve İttifak Antlaşmalarını ortadan kaldırmak için bıkmadan mücadelelerini sürdürmüşlerdir.Bütün ödünlerinize rağmen Crans-Montana’da yaşadığınız büyük hayal kırıklığı sonucu sizler de 5 Şubat 2018 tarihinde Rum tarafına karşı tavır alarak“her şey eskiden olduğu gibi, hiçbir şey olmamışçasına, aynı minval üzerinden bir elli yıl daha devam etmesi anlayışında” olmadığınızı söyleyerek, ancak Kıbrıs Rum tarafında bir zihniyet değişikliği olması halinde müzakerelere yeniden başlanabileceğini ifade etmiştiniz.Bizlere göre 13 Temmuz 2019 tarihinde resmi olarak Rum tarafına ortak mal sahipleri olarak hidrokarbon keşfi ve kullanımında kapsamlı işbirliği teklifinize Rum tarafının vermiş olduğu aşağılayıcı yanıt Rum tarafında zihniyet değişikliğinin emaresinin bile bulunmadığının kanıtıdır.Buna rağmen, uygulamada herhangi bir zihniyet değişikliği olmuş gibi 9 Ağustos 2019 tarihinde Anastasiades ile yapılan görüşmede 30 Temmuz 2017 tarihli Guterres belgesi ve geçmiş yakınlaşmalar zemininde nihai tahlilde müzakerelerin Crans-Montana’da bırakıldığı yerden devam etmesi anlamına gelecek taahhütler altına girmeniz bizlere sözlerinizin arkasında durmadığınızı ve gerçekleri göz ardı etmekte olduğunuzu göstermektedir.Rum tarafında çıkan haberlerden 9 Ağustos 2019 mutabakatınız çerçevesinde yeni bir sürecin başlayabilmesi için BM Genel Sekreteri adına Jane Holl Lute’un iki taraf ile istişare halinde üzerinde çalışmakta olduğu referans şartlarının sonuçlanma aşamasına geldiği ve Eylül sonu New York’ta BM Genel Sekreteri ile yapılacak üçlü görüşme sonrasında yeni bir sürece “start” verilebileceği anlaşılmaktadır.Rum tarafında zihniyet değişikliği olmadığının ve kendilerini siyasi açıdan Kıbrıs Türk tarafından üstün görmeye devam ettiklerinin açık olduğu, sizlerin de görev sürenizin bitimine aylar kalan bir noktada böyle bir sürece angaje olmanızı gerek etik, gerekse Kıbrıs Türk halkının meşru hak ve çıkarlarının gözetilmesi açılarından son derece sakıncalı bulduğumuzun altını çizmek istiyoruz.Kaldı ki geldiğimiz noktada Crans-Montana Zirvesinden sonra Kıbrıs ve çevremizdeki şartlar çok değişmiş, Rum tarafının girişimleri ile Doğu Akdeniz’de büyüyen ve “uluslararasılaşan” deniz yetki alanları ihtilafı nedeni ile Kıbrıs iki toplum arasında bir mesele olmanın daha da ötesine geçmiştir.

Nitekim, Rum tarafının ısrarla devam ettirdiği tek yanlı girişimler ve işbirliği tekliflerimizi reddetmeleri karşısında Türkiye ve KKTC Hükümetleri gasp edilmeye çalışılan haklarımızı gözetmek ve Rum tarafının oldu-bitti’lerine set çekmek için TPAO’ya verilen lisanslar çerçevesinde Türk Kıta Sahanlığı ve KKTC lisans alanlarında sondaj çalışması başlatmıştır.

Bu hamle 50 yıldır sanal ve kavramsal boyutta müzakere masasına hapsedilen Kıbrıs Türkü’nün siyasi/egemen eşitliğini hapsolduğu kutudan çıkarma ve sahada Rum/Yunan oyunlarını bozup dengeleme imkânı doğurmuştur. Denizde ve karada Rum tarafının tek yanlı girişimlerini dengeleyici bu tür hamlelerin Kıbrıs’ta denklik oluşmasına katkıda bulunabileceğini ve bu yolla iki taraf arasında işbirliği imkânı yaratmada salt müzakereden daha etken olabileceğini değerlendiriyoruz. Bu kapsamda Hükümetimizin Maraş ve hidrokarbon açılımlarını çok yerinde buluyor, bu girişimlerin tarafların birbirleri üzerinde üstünlük kuramayacağının ve ortak çıkarları için işbirliğinin kaçınılmaz olduğunun Rum tarafınca da anlaşılmasına katkıda bulunabileceğini düşünüyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Milli Varoluş Konseyi, yıllardır Rum tarafının değişmez kafa yapısı/saplantıları ve “hakimiyetçi” arayışları karşısında Kıbrıs’ta federal ortaklık kurma ve yaşatma koşullarının bulunmadığını savunmaktadır. Ancak bizler kendi ülkemizde yaşadıklarımız ile yetinmeyerek, benzeri örneklerden de dersler çıkarmak adına, bir çalışma grubu oluşturduk ve çok uluslu federal ortaklıkların hangi koşullarda başarılı, hangi koşullarda başarısız olduklarını/olabileceklerini ele alan bilimsel araştırma sonuçlarını inceledik.Brendan O’Leary, Ivo D. Duchachek, R. S. Milne, Will Kymlincka ve Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (PRIO) yaptığı araştırma sonuçlarına göre siyasi eşitlik zemininde çok uluslu/kimlikli federasyonların kurulması ve sürdürülebilirliği, siyasi ortaklığa girme yönünde tüm ortaklara şamil güçlü bir ihtiyaç durumunda mümkün olabiliyor. Ancak bu koşullarda siyasi bir ortaklık çatısı altında güç birliği yapılabiliyor ve tarafları bir arada tutacak “yapıştırıcı” karşılıklı bağımlılık yaratılabiliyor.Doğal olarak bütün bunlar dışarıdan baskı ile değil, gönüllülük esasına bağlı karşılıklı güven ve tarafların birbirlerinin siyasi eşitliğine ve eşit statülerine saygı duymaları ile mümkün olabilir. Kıbrıs meselesi ve federalizm üzerine geniş araştırmaları bulunan Kıbrıslı Türk akademisyen Tözün Bahçeli (Kanada) iki taraf arasında yıllardır devam eden zıt arayışlar ve bunun doğurduğu derin güven bunalımı nedeni ile Kıbrıs’ta yaşamsal ortak çıkar/karşılıklı bağımlılık zemini oluşamadığını ve sonuçta federal bir ortaklığın başarı şansının düşük olduğunu vurgulamaktadır.PRIO çatısı altında 2012 yılında Christa Deiwiks, Lars-Erik Cederman ve Kristian Skrede Gleditsch’in yaptıkları geniş araştırmada, içlerinde siyasi ve ekonomik eşitsizlikler bulunan federasyonlar ile ortaklık organlarında etkin katılımın sağlanamadığı durumlarda ortaklığın dağılma riskinin çok yüksek olduğuna vurgu yapılmaktadır. Nitekim tarihsel tutkuları yanında nüfus ve ekonomik güç üstünlüğüne dayanarak Rum tarafı Kıbrıs’ta hep “hakimiyetçi” ve çoğunlukçu bir dayatma arayışı içinde olmuştur. Bunun en bariz örnekleri, sizlerin de gayet iyi bildiği gibi, Kıbrıs Rum tarafının dönüşümlü Başkanlık ve federal düzeyde kararların alınmasında, bırakın konsensüs ile karar alma gereğini, en az bir Kıbrıslı Türkün olumlu oyunun gerekmesi konularındaki retçi tutumudur.Diğer yandan çok uluslu/kimlikli federal ortaklıklar üzerine uzman Ivo D. Duchachek, R. S. Milne ve Will Kymlincka yaptıkları araştırmalar sonucunda özellikle güç dengesizliği bulunan ikili federal ortaklıklarda taraflar arasında çok güçlü karşılıklı bağımlılık bulunmadığı durumlarda rekabet ve üstünlük sağlama arayışları sonucu şiddet yoluyla ortaklığın yıkılabileceğine işaret etmektedir.Bu nedenle Will Kymlincka toplumsal/ulusal farklılıklar bulunan ve güçlü ortak çıkarlar bulunmayan koşullarda federal ortaklık çatısı altında işbirliği sağlanabileceği varsayımı ile tarafları birleştirmeye çalışmanın doğru olmadığını vurgulamaktadır. Kymlincka, Belçika ve Kanada gibi yerleşmiş çok uluslu federasyonlarda bile federal yönetim şeklinin kırılganlığının ve risklerinin görülebileceğine işaret etmektedir.Bu uzmanların işaret ettiği olumsuzluklar 1960 ortaklık Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Aralık 1963’te Rum tarafınca gaspı/işgali ve 1963’ten günümüze kadar süren sonuçsuz süreçlerde yaşanmıştır ve hala yaşanmaktadır.Kıbrıs’ta mevcut siyasi ve ekonomik eşitsizlik koşullarının yaşanmasında uluslararası camianın rolü büyüktür. Bu bağlamda Birleşik Krallık Dışişleri Eski Bakanı Jack Straw 1 Ekim 2017 tarihinde “The Independent” gazetesinde yayınlanan makalesinde Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerle hedeflenen yetki paylaşımına girmesi için hiçbir teşvik edici neden bırakılmadığını yazmıştır. Son olarak 29 Ocak 2019 tarihinde ABD Kongresi Araştırma Birimi (CRS) adına Vincent L. Morelli tarafından Kongre üyeleri için hazırlanan raporda Jack Straw’un makalesine atıf yapılarak Kıbrıs’ta nihai bir anlaşmaya ulaşmanın bir hayal olduğu, hiçbir Kıbrıslı Rum liderin halkına Kıbrıslı Türklerle eşitliğe dayalı bir anlaşmayı kabul ettiremeyeceği belirtilmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Gelmiş olduğumuz aşamada mutlak siyasi/egemen eşitlik ve kurucularının eşit statüleri zemininde gerçekleşemeyeceği ortaya çıkan ve zaten gerçekleşse bile sürdürülebilirliği şüpheli olan bir düş yerine, bizleri yıllardır tutsak alan çerçevenin dışına çıkarak, yine Adamızı paylaşmakta olduğumuz Rum tarafı ile işbirliğine açık başka çıkış yolları üretmenin zamanının gelip geçtiğini değerlendirmekteyiz. Tabii ki bu çıkış yolları gökten zembille inmeyecektir. Bunların en uygununu bulmak, halkımıza benimsetmek ve gerçekleşmesi için güçlü irada ortaya koymak siyasi liderlerimiz başta olmak üzere hepimizin görevidir. Gelinen noktada, alternatif çıkış yolları üretmenin hiçbir seçenek ortaya koymamaktan daha iyi olduğu unutulmamalıdır. Genel Sekreter Guterres de, ilgili raporlarında, taraflara yeni ve yaratıcı fikirler üretmeleri konusunda tavsiyede bulunmuştur.

Kanımızca, ele alınması gereken alternatif çözüm modelleri arasında iki devletli çözüm başta gelmektedir. Bu maksat için en doğru yöntem olduğuna inandığımız “kadife ayrılık” seçeneğinin hangi şartlarda Rum tarafı için de cazip olabileceği üzerinde çalışılmasında yarar görmekteyiz. Bu bağlamda TC ve KKTC Hükümetlerinin başlatmış olduğu hidrokarbon ve Maraş açılımı gibi girişimlerin artırılarak devam ettirilmesinin Rum tarafının yeni bir değerlendirme yapmasına kapıyı açabileceğini düşünmekteyiz. Bu nedenle, Rum tarafı ile temas olsun veya olmasın, sonuç alınıncaya ve Rum tarafı egemen eşitliğimize saygı gösterinceye kadar hiçbir koşulda bu girişimlerimize ara verilmemesi gerektiğini değerlendirmekteyiz.Kaldı ki Kıbrıs’ta iki ayrı devletin varlığı bir realitedir; eksik olan KKTC’nin uluslararası alanda tanınmamış olmasıdır. Her halükarda, mevcut Devletimiz’in uluslararası alanda daha geniş bir kabul ve siyasi tanınmışlık kazanması, ekonomik sürdürülebilirliğimiz ve iyi yönetişimimizle, bu alanlarda kredibilitemizi artırmamızla gelecektir. Bu bir süreçtir ve çaresizliğe kapılmak yerine kararlılıkla bu yolu kendimize açmamız gerekmektedir. Bu yolun açılmasında etkin tanıtımın (PR) ve ortak çıkarlar zemininde müttefik ağı oluşturmanın önemi unutulmamalıdır.Diğer yandan Kıbrıs Cumhuriyetinin işgalinden sonra yaşadığımız her krizde karşımıza tek kurtarıcı olarak çıkan 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmalarının oluşturduğu güvence sistemi Kıbrıs Türk Halkının güven ve huzur içinde varlığını devam ettirebilmesi için olmazsa olmazımızdır. Kıbrıs’ta oluşturulacak yeni düzen ne olursa olsun bu Antlaşmaların öngördüğü güvenceler hiçbir şekilde sulandırılmadan, hatta güçlendirilerek, devam ettirilmelidir. Son dönemde Doğu Akdeniz’de Türk tarafına karşı oluşturulmaya çalışılan cephe ve deniz yetki alanlarındaki rekabet/ihtilaflar Garanti ve İttifak Antlaşmalarının önem ve gerekliliğini daha da artırmıştır.Yukarıdaki düşüncelerle yarım yüzyılı aşkın sonuçsuz müzakereler sonunda Kıbrıs Türk tarafının müzakere süreci ve Rum tarafı endeksli düşünce ve politikaları bir kenara bırakarak izlenecek yol hususunda Cumhurbaşkanımız, Hükümetimiz ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yetkililerinin katılımı ile ortak yeni bir yol haritası oluşturulmasının şart olduğunu değerlendirmekteyiz.Tabii ki bu arada Adamızda ve dünyada hayatın devam ettiği gerçeğinden hareketle, iki taraf arasında işbirliği mekanizmalarının oluşturulmaya çalışılması, BM raporlarında da yer alan ve değerlendirilmesi gereken bir fırsat olarak ortaya çıkmaktadır.Bütün bu nedenlerle mevcut koşullarda Rum tarafı ile görüşmelerin Crans-Montana’da bırakıldığı yerden “iki toplumlu ve iki kesimli bir federasyon” oluşturma amacı ile devamının ciddi bir hata olacağına ve statükonun devamı ile Kıbrıs Türk tarafının izolasyonunun sürdürülmesinden başka bir amaca hizmet etmeyeceğine inanmaktayız. Uygulamada da görülecek bariz bir zihniyet değişikliği yaşanmadan ve ortak yeni bir zemin yaratılmadan, zaman takvimli dahi olsa, gerçekçi ve sürdürülebilir bir sonuç almak mümkün olmayacaktır. Bu şartlar ve böyle bir zemin oluşmadan yapılacak müzakerelerin ise, ismi ve formatı/ambalajı ne olursa olsun, eski sürecin bir devamı olarak görüleceğini, Kıbrıs Rum tarafınca böyle takdim edileceğini, dışta da böyle algılanacağını ve bir sonuç vermeyeceğini değerlendiriyor, bu konuda tarihi sorumluluğunuzun bilinci içinde hareket edeceğinize inanıyoruz.

Saygılarımızla bilgi ve takdirlerinize arz ederiz.”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 - 2020 Ada Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0533 876 99 76