• BIST 1.405
  • Altın 452,487
  • Dolar 8,0925
  • Euro 9,6844
  • Lefkoşa 22 °C
  • Girne 20 °C
  • Mağusa 21 °C
  • İskele 21 °C
  • Güzelyurt 18 °C
  • Lefke 22 °C

İsrail'in nükleer silah gücü ve bölgedeki 'tutarsız' politikası

Yıllardır gizli bir şekilde yürüttüğü program kapsamında nükleer silah elde ettiği düşünülen ancak hala bunu resmi olarak açıklamayan İsrail, bölgedeki tüm ülkelerin nükleer girişimlerini sabote etmek için elinden geleni yapıyor.
İsrail'in nükleer silah gücü ve bölgedeki 'tutarsız' politikası

İsrail, yıllardır gizli bir şekilde yürüttüğü nükleer programı kapsamında elde ettiği nükleer silah gücünü bugüne dek saklı tutuyor ve bu konuda 'belirsizlik' politikasını benimsiyor. Tel Aviv bilinçli bir şekilde nükleer gücüyle ilgili ne olumlu (kabul edici) ne de olumsuz (reddedici) açıklama yapıyor.

Nükleer faaliyetleri, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu veya herhangi bir başka kurum tarafından hiçbir şekilde denetlenmeyen İsrail, İran'ın 'barışçıl amaçlı' olduğunu söylediği nükleer programına ise şiddetle karşı çıkıyor ve elindeki tüm siyasi, diplomatik ve istihbari enstrümanlarla engellemeye çalışıyor.

Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan uydu görüntülerinin, İsrail'in Negev Çölü'nde Dimona kenti yakınındaki nükleer araştırma tesisini büyüttüğünü ortaya koyması, hem İsrail'in hem de Batı'nın 'tutarsız' tutumunu bir kez daha gözlerin önüne serdi.

İsrail, bazı resmi ve gayri resmi kaynaklara göre, nükleer silah envanteri bakımından dünyanın 5'inci ülkesi konumunda. Dünyada toplamda bu silaha sahip olan 9 ülke bulunuyor; Rusya, ABD, Fransa, Çin, Birleşik Krallık, Pakistan, Hindistan, İsrail ve Kuzey Kore.

İsrail gizli nükleer faaliyetleri Fransa'nın yardımıyla başladı

İsrail, 1950'lilerin sonlarında Fransa'nın desteğiyle ülkenin güneyindeki Dimona kenti yakınlarında gizli bir nükleer tesis inşaatına başlamıştı.

Dönemin İsrail Savunma Bakanlığı Genel Müdürü Şimon Peres, dönemin Fransa Başbakanı Maurice Bourgès-Maunoury ile yaptığı gizli anlaşmada Fransa, Dimona'da bir nükleer reaktör inşa etmeyi kabul etmişti. İsrail, Şimon Peres'in bu çabalarını onurlandırmak adına daha sonra bu tesise Şimon Peres Negev Nükleer Araştırma Merkezi adını vermişti.

Kurulduğu 1948 yılından itibaren bölge ülkelerine karşı askeri güç üstünlüğü sağlamaya çalışan İsrail, nükleer programını ilk başta en önemli müttefiklerinden biri olan ABD'den bile gizli tutmuştu. Hatta Dimona'daki tesisin bir tekstil fabrikası olduğu iddia edilmişti.

Tıpkı İsrail gibi ABD de Tel Aviv'in nükleer silahının varlığını resmiyette hiçbir şekilde kabul etmiyor. Hatta öyle ki ABD'li yekililer bu konuyla ilgili konuşmaktan tamamen imtina ediyor.

İsrail, 1957 yılında tamamlanan reaktörü çalıştırmak için gerekli 'ağır suyu' İngiltere'den Norveç hükümeti üzerinden satın aldı.

Dimona nükleer tesisi 1963 yılında faaliyete geçti. Yıllık 32 kilogram plütonyum üretme kapasitesi sayesinde İsrail nükleer silah üretebilir durumuna geldi. Böylece Tel Aviv'in ilk nükleer bombasını 1966 yılında elde ettiği tahmin ediliyor.

ABD'nin 'çifte standartlı' nükleer gücü sınırlama politikası

1960'larda dünyada yaygınlaşmaya başlayan nükleer silah yarışını kontrol altında almak için ABD, bazı müttefik ülkelerine Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'nı (NPT) imzalatmak için baskı uygularken, İsrail'in nükleer programına tamamen göz yumdu.

Bölgedeki tehditler nedeniyle bir beka sorunuyla karşı karşıya olduğunu iddia eden İsrail, ABD ile bazı noktalar konusunda gizli bir anlaşma sağladı.

Nixon ile Meir arasındaki gizli anlaşma

İsrail Başbakanı Golda Meir ile ABD Başkanı Richard Nixon arasında 1969 yılında yapılan gizli anlaşmaya göre, Tel Aviv 'nükleer silah testleri yapmaması' karşılığında Washington, İsrail'in bu silahtan vazgeçmesi veya Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'nı (NPT) imzalaması için baskı uygulamayacaktı.

Böylece ABD, Nixon döneminde İsrail'in nükleer silahına yol vermiş oldu.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'na (UAEK) da üye olmayan İsrail, Washington'un nükleer tesisilerine müfettiş gönderme taleplerini de reddetti. Böylece nükleer faaliyetlerini tamamen denetimsiz sürdürdü.

İsrail, daha sonra ABD ile nükleer işbirliği de yaptı. Bunun sonucunda Dimona'daki tesisin yanında birden fazla nükleer araştırma merkezi kuruldu.

150 megavatlık kapasiteye ve binlerce çalışana sahip Dimona tesisinden sonra ülkenin 2'nci en büyük nükleer tesisi 1960 yılında Nahal Sorek'te kuruldu. 18 megavatlık kapasitesi olan tesiste yaklaşık 200 bilim insanı ve teknisyen çalışıyor.

İsrail'in nükleer sırrını dünyaya açıkladı 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı

1986 yılında Dimona tesisinde çalışan teknisyen Mordechai Vanunu, İngiltere'nin Sunday Times gazetesine verdiği bilgilerle Dimona'daki gizli nükleer faaliyetlerini tüm dünyaya açıkladı.

İsrail gizli istihbarat servisi Mossad tarafından İtalya'da yakalan Vanunu'ya vatana ihanet suçu yöneltildi ve 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Mordechai Vanunu, mahkumiyetinin bitmesinden sonra 2004 yılında serbest bırakılmıştı.

Vanunu, yaptıklarından dolayı pişman olmadığını ifade etmişti.

İsrail'in komşu ülkelerdeki nükleer faaliyetlere karşı hamleleri

Sayıca daha kalabalık nüfuslara sahip komşu Arap ülkelere karşı askeri üstünlüğüne büyük önem veren İsrail kurulduğu ilk günden beri nükleer güç alanına ilgi gösterirken, bölgedeki diğer ülkelerin bu teknolojiye sahip olmamasını bir öncelik olarak niteledi.

Eski İsrail Başbakanı David Ben Gurion bu konuyu dile getiren ilk İsrailli yetkililerden biriydi.

İsrail bu hedefini gerçekleştirmek için askeri güç kullanmaktan imtina etmedi. Tel Aviv, 1981 yılında Irak'ın Osiraq Nükleer Reaktörü'nü hedef alırken, daha sonraki yıllarda Mısır, Irak ve İran'da çok sayıda nükleer alanda uzman bilim insanına suikast düzenledi.

2018 yılında İsrail, 2007 yılında savaş uçaklarının Suriye'nin Deyr Ez-zor'daki El-Kibar nükleer tesisini hedef aldığını itiraf etmişti.

2010 yılında İran'ın Natanz'daki uranyum zenginleştirme tesisini hedef alan virüslerin de İsrail'in ABD ile geliştirdiği bir saldırı olarak değerlendiriliyor.

Son olarak 27 Kasım 2020'de İran, Tahran'ın yakınlarında uğradığı suikast sonucunda hayatını kaybeden İran'ın nükleer programının mimarlarından bilim insanı Muhsin Fahrizade'nin ölümünden İsrail'i sorumlu tutmuştu.

"1973 yılında bölge ciddi bir nükleer bomba riski ile karşı karşıyaydı"

Bazı kaynaklara göre, 1973 yılında Suriye ve Mısır'ın Golan ve Sina Yarımadası'nda daha önce İsrail tarafından işgal edilen topraklarını geri almak için başlattıkları eş zamanlı operasyon sırasında bölge ciddi bir nükleer tehditle karşı karşıya kalmıştı.

2010 yılında gizliliği kaldırılan dönemin (1973) İsrail hükümetinin tutanakları, Tel Aviv'in sahadaki kayıplarını telafi etmek için nükleer başlık taşıyabilen Eriha füzelerini kullanmak için hazılık yaptığını ve Suriye ile Mısır'a karşı bu füzeleri kullanma niyetinin olduğunu ortaya koydu.

Bazı İsrailli generallerinin açıklamalarına göre, ABD'nin o dönemde bir hava köprüsü vasıtasıyla İsrail'e silah ve mühimmat taşıması, Tel Aviv'i o füzeleri kullanmaktan vazgeçirmişti.

İsrail'in 'tutarsız' tavrı ve İran'ın nükleer gücüne saldırgan tutumu

İsrail, 1950'li yıllarda nükleer araştırmalarını başlatan İran'daki nükleer faaliyetleri yakından takip etti ve istihbarat aygıtı Mossad'ın eliyle çok sayıda İranlı nükleer bilim insanına suikast düzenledi.

Bir taraftan gizli nükleer envanterini genişletmek için tüm imkanları kullanan İsrail, diğer yandan İran'ın her fırsatta 'barışçıl amaçlı' olduğunu belirttiği nükleer programına şüphe ile yaklaştı ve onu sabote etmek için tüm gücünü kullandı.

ABD ve Avrupa ülkelerinin öncülüğünde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) 2010 yılında İran'a karşı sıkı yaptırım kararı aldı.

Bu karardan sonra nükleer programını kısıtlaması ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun (UAEK) denetimini kabul etmesi için İran ile yürütülen müzakereler 2015 yılında bir anlaşmayla sonuçlandı.

Sonuç itibarıyla İran, yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer programını kısıtlamayı ve tesisileri UAEK tarafından denetlenmesini kabul etti.

Hiçbir denetimi kabul etmeyen ve barışçıl amaçların ötesinde nükleer silah üreten İsrail, bu anlaşmaya şiddetle karşı çıktı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu BM kürsüsü dahil olmak üzere her platformdan İran'ın nükleer bomba çabalarının olduğu iddialarını tekrarladı.

Netanyahu ile yakın bir ilişkisi olan ABD Başkanı Donal Trump da 2018 yılında bu anlaşmadan geri çekilerek, Tahran'a yönelik tek taraflı olarak sıkı yaptırımları yeniden devreye soktu.

27 Kasım 2020'de İran, Tahran yakınlarında uğradığı suikast sonucunda hayatını kaybeden İran'ın nükleer programının mimarlarından bilim insanı Muhsin Fahrizade'nin ölümünden İsrail'i sorumlu tutmuştu.

Orta Doğu'da 'Çernobil riski'

Dimona nükleer tesisi sadece ülkenin dışında değil, İsrail'in içinde de ciddi bir eleştiri ve tartışma konusu. Zira, tesisin kullanım ömrününü aştığı, Fransa'nın Dimona tesisiyle aynı dönemde kurduğu bir reaktörü çoktan hizmetten çıkardığı, Tel Aviv'in ise binayı kullanmaya devam etmekteki ısrarlı tavrı nedeniyle olası bir radyasyon sızıntısı riskini artırdığı iddia ediliyor.

İsrail halkının bir kesimi, tesisi hem çalışanları hem de bölge sakinlerinin can güvenliği ve sağlığı için ciddi bir tehlike olarak görüyor.

Nitekim tesiste çalışan bazı çalışanların kansere yakalanmasından sonra yargıda açtıkları davalar ve bu davalarda kayda geçen sızıntı iddiaları ülkede bu konunun daha sık tartışılmasına neden oldu.

İsrail'in resmi radyo kanalı Kan'a göre, Dimona nükleer tesisinin yönetimi, bu davalardan sonra radyasyon vakalarının yaşandığını kabul etti. Ancak davanın tutanaklarında bu konuda detaylı bilgiye yer verilmedi.

İsrail'in nükleer silah envanteri

ABD'nin Silah Kontrol Merkezi adlı örgütünün (Center For Arms Control And Non-Proliferation) tahminlerine göre, İsrail bugün 90 plütonyum içeren nükleer savaş başlığına sahip. Ülkedeki plütonyum stokunun ise 100 ile 200 silah üretmek için yeterli olduğu düşünülüyor.

Bu büyüklükte bir stok, asgari caydırıcı unsur olarak değerlendirilse de patlatma test programının olmaması etkinlik konusunda bazı soru işaretleri ortaya koyuyor.

İsrail silahlarının etkinliğini test etmek için diğer ülkelerle iş birliği yaptığına dair spekülasyonlar var. 1979 yılında İsrail'in Güney Afrika ile işbirliği kapsamında bazı nükleer silahlarını test ettiği düşünülüyor.

Hava kuvvetleri bakımından İsrail ABD yapımı F-15, F-16 ve F-35 savaş uçaklarına sahip. Bu uçaklar, nükleer başlıklı füze ve bomba taşıma kapasitesine sahip.

Deniz kuvvetleri bakımından İsrail'in Dolphin tipi 6 denizaltısının nükleer silah kullanmak için elverişli olduğu düşünülüyor. Ancak bu tahminler İsrail'in böyle bir adım atmış olduğu anlamına gelmiyor.

Kara kuvvetleri bakımından ise İsrail nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip Jericho 2 tipi füzelere sahip. 1500 kilometreyi aşan menzile sahip füzelerin toplam sayısı veya nükleer başlıkla donatılan füze sayısı ise bilinmiyor. İsrail Jericho 3 tipi füzeler de geliştirdi. Bu füzeler 4000 kilometrelik menzile sahip.

Silah Kontrol Merkezine göre, İsrail'in nükleer savaş başlığı taşıyan füze saysı 24 civarında olabilir. Azami tahminlerle ise bu sayı 50-100 olabilir. 

TRT

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 - 2020 Ada Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0533 876 99 76