• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033
  • Lefkoşa 18 °C
  • Girne 18 °C
  • Mağusa 18 °C
  • İskele 18 °C
  • Güzelyurt 15 °C
  • Lefke 18 °C

'Esed'in meşruiyeti kalmadı'

'Esed'in meşruiyeti kalmadı'
Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu, "Artık Esed'in Suriye'yi hem ahlaki olarak yönetme meşruiyeti kalmamıştır hem de fiilen, siyasi olarak da yönetme...

Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu, "Artık Esed'in Suriye'yi hem ahlaki olarak yönetme meşruiyeti kalmamıştır hem de fiilen, siyasi olarak da yönetme kudreti kalmamıştır" dedi.

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İsviçre'nin Montrö kentinde düzenlenen Cenevre-2 Konferansı'nda konuştu.

2 milyondan fazla Suriyelinin evlerini terk ederek bölge ülkelerde mülteci konumuna düştüklerini belirten Davutoğlu, Türkiye'nin 700 bin Suriyeli kardeşine kucak açtığını ifade etti. Davutoğlu, "Bu açık kapı politikamızı evleri güvenli olana kadar devam ettireceğiz" dedi.

Milyonlarca Suriyelinin gıda ve ilaç gibi en temel gereksinimlerinden mahrum bırakıldığını, onbinlerce kişinin sistematik kuşatma altında ölümü beklemeye mahkum edildiğini kaydeden Davutoğlu, şunları söyledi:

"Aç bırakma bir savaş silahı olarak kullanılıyor. Bu insanlık dışı uygulamalara acilen bir son verilmeli ve bunlar cezasız kalmamalı. BM tarafından belgelenen her türlü suç ve alçakça yapılmış insan hakları ihlalleri Suriye'de maalesef yakın geçmişe damgasını vurmuştur."

Davutoğlu, bu tür suçların aralıksız devam ettiğinin bildirildiğini, geçtiğimiz günlerde AA tarafından ortaya çıkarılan ve 11 bin kişinin öldürüldüğünü gösteren belgeler karşısında herkesin nutkunun tutulduğunu dile getirdi.

Sierre Leone'de rejim tarafından insanlığa karşı işlenen suçlarla ilgili kurulan özel mahkemeye savcının sunduğu rapordan alıntı yapan Davutoğlu, "Nuremberg'ten beri bu tür devlet destekli, sanayi makinesi benzeri, sistematik işkence ve katliamlar" görülmediğini kaydetti.

Davutoğlu, "Bu acımasızlık açıkça insanlığa karşı suçtur ve savaş suçu işleyenler veya insanlığa karşı suç işleyenler hesap vermeli" dedi.

"Korkunç görüntüleri görmezden gelmek isteyenler olabilir" diyen Davutoğlu, 20 yıl önce Srebrestsa'daki katliamların da görmezden gelinmeye çalışıldığını hatırlattı. Davutoğlu, "Ancak bu görüntülerin hafızalarda ve vicdanlarda yarattığı etki silinemedi. Srebretintsa'da işlenen suçlar gibi Suriye'deki suçlara ve acımasızlıklara imza atanlar da adaletle yüzleşecekler" diye konuştu.

Davutoğlu’dan Esed rejimine ‘terörist’ tepkisi

Konuşmasında Esed rejimini sert dille eleştiren Dışişleri Bakanı Davutoğlu, “Merak ediyorum, nasıl oluyor da rejimin temsilcileri yalanlarıyla tüm uluslararası toplumu kandırabileceklerini düşünüyorlar. Kendi halkına karşı işledikleri tüm korkunç suçlara rağmen hala utanmazlık içinde olanlara bir karşılık vermek bile istemiyorum. Tarih onları acı bir şekilde yargılayacaktır” dedi.

Konuşmasının başlangıcında, üç gün önce Şanlıurfa’da Suriyeli mültecilere yaptıkları ziyareti anımsatan Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türkiye’deki mülteci kamplarında doğan ve sayıları 8 bini aşan Suriyeli bebeklerin dramını, savaştan kaçan, ayağını kaybeden kız çocukların yaşadıklarını anımsattı.

“Bu kız çocuklar bizim Türkiye’de ağırladığımız 700 binden fazla teröristten bazıları. Türkiye’de doğan 8 bin 500 çocuk teröristten bazıları”  diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Evet tabii, daha başka 2 milyon daha terörist var, diğer komşu ülkelere sığınmış olan. Evet tabii, Suriye içinde evlerini terk etmek zorunda kalmış, gıda ve barınacak yer bulmaya çalışan 5 milyon terörist var. Tabii, çok daha fazla sayıda terörist, rejimin vahşeti altında yaşam mücadelesi veriyor. Tabii, çok sayıda şehir Scud füzeleriyle havadan varil bombalarıyla vuruldu çünkü onlar terörist şehirlerdi. Evet, teröristler Scud füzeleri fırlattılar, geniş yerleşim birimlerini top atışına tuttular, varil bombaları, kimyasal silahlar kullandılar, insanları öldürdüler. Gerçekte Suriye’de kimlerin terörist olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz."

"Suriye Suriyelilere aittir"

Davutoğlu, Suriye konusunda uluslararası toplumun bugüne kadar başarılı bir sınav veremediğine işaret ederken, şunları kaydetti:

"Bugün burada insan yaşamını ve insan onurunu konuşuyoruz. Buraya göstermelik bir diplomasi yürütmek için gelmedik. Bu konferansın amacı, Urfa’da ziyaret ettiğim Suriyeli kız çocukları, onların neslinin geleceğini kurtarmaktır. Ancak bugün Suriye’de gördüğümüz merhametsizliktir. İnsanlar zulüm altında ezilmekte, suçlar cezasız kalmaktadır. Suriye’de olanlar, insanlık için ve uluslararası toplum için bir utançtır."

Suriye’deki iç savaşın bugüne kadar 150 binden fazla can aldığını söyleyen Davutoğlu, “Rejimin elinde açlığa terk edilen ve işkenceye uğrayan tutuklular, kaybolan kişiler bu sayıya dahil değildir. Bir nesil kaybedilmiş, Suriye’nin ekonomik altyapısı ve kültürel mirası büyük zarar görmüştür” dedi.

Türkiye'nin Suriye konusunda siyasi bir çözümden yana olduğunu bildiren Davutoğlu, konferansın Suriyelilerin çektiği acılara bir son verilmesi açısından önemli olduğunu ve bu fırsatın kaçırılmaması gerektiğini kaydetti. "Bizi buraya getiren parametreleri unutmamamız gerek" diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bir, ortak amacımız, BM Genel Sekreteri'nin de belirttiği gibi, 30 Haziran 2012'de kabul edilen Cenevre Bildirisi'nin tam uygulanmasının sağlanması. İki,  konferans ya da Cenevre-2 girişimi tek başına bir hadise değil, daha çok Suriye'de barışı getirecek bir mekanizmadır. Şu andan itibaren kaybedilen her can çok fazladır. Bu nedenle bugün burada başlatılan süreç açık uçlu olamaz. Üç, bu konferansın uygulamaya amaçladığı Cenevre Bildirisi siyasi değişimle ilgilidir. Bunun reçetesi zaten bildirinin içinde bulunmaktadır. Bu da karşılıklı rızayla tüm güvenlik ve istihbarat kurumlarını da içeren tam icra yetkisine sahip geçiş yönetimin kurulması. Bu amacı sulandıracak ya da saptıracak her türlü girişim tartışmasız şekilde en başında reddedilmelidir. Dört, meşruiyetini kaybetmiş, ülkede otoritesini uygulayamayan bir lider ve yakınları ve eli kana bulanmış olanlar iktidarda kalamaz. Beş, kimsenin kendi gündemi veya daha fazla can almak için bu uygulamaları kendi çıkarına kullanmalarına izin verilmemeli. Geciktirme taktikleri ve iktidarı bırakmamak için süreci suistimal etme girişimleri hoş görülmemelidir. Suriye devletinin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü korunmalıdır. Gelecekteki Suriye, dini ya da etnik geçmişi ne olursa olsun, herkesin kanunlar önünde eşit olduğu demokratik, çoğulcu, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygılı bir ülke olmalı."

Davutoğlu, tüm tarafları bu parametreler ışığında sorumlulukla davranmaya çağırdı ve konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

"Suriye'nin gücü bizim gücümüz olacaktır. Komşularıyla barış içinde olan bir Suriye, bizim güvenliğimizi sağlayacaktır. Suriye Suriyelilere aittir. Suriye halkı demokrasiye ulaşacaktır ve diktatörlüğü yenecektir. Daha parlak bir gelecek Suriye halkını bekliyor. Türkiye bu yolda Suriyeli kardeşlerinin yanında olacaktır."

Diğer ülkeleri suçlamaya dönük bir çaba

Davutoğlu, Cenevre-2 Konferansı'nda Türk gazetecilere yaptığı açıklamada, şöyle konuştu:

“Maalesef ilk oturumda Suriye rejiminin dışişleri bakanının konuşması konferansın ruhuna, Cenevre-1 bildirisinin esasına aykırı bir nitelik taşıyordu. Bütün konuşmada, Cenevre-1 bildirisi ve anlaşmasının mutabakatının -ne derseniz deyin- esasını teşkil eden geçiş hükümeti kavramını bırakın, geçiş kavramına bile bir atıf olmaksızın, sadece saldırgan bir üslupla diğer ülkeleri suçlamaya dönük ve Suriye’deki yaşanan olayların gerçek yüzünü gizlemeye dönük bir çaba sergiledi. Bu büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Birçok ülke, daha sonra bu mantıkla konferanstan nasıl netice alınabileceğini sorguladı. Suriye rejiminin bu üslupla gerçekleştirdiği insanlık suçlarını örtmeye gücü yetmez. Her türlü yöntemle Suriye halkı katledilmiştir, etnik kıyım uygulanmıştır, insanlık suçu işlenmiştir. Denenmedik yöntem kalmamıştır. Buna rağmen bu faciadaki rollerini unutup başka ülkelere ve Türkiye'ye dönük de eleştirilerde bulunmuş olmaları kabul edilebilir bir durum değildir. Bütün bir halkı, şehirleri terörist ilan etmek, 2. Dünya Savaşı'ndaki Nazi yöntemlerini hatırlatan resimlerle bir halkı katletmeye çalışmak, Birleşmiş Milletler'in atıl kalmasından istifade uluslararası toplumla neredeyse alay edercesine bu katliamları sürdürmek, herhalde 21. yüzyılın ilk büyük suçunu da oluşturmaktadır.

Gönül isterdi ki konferans daha olumlu bir atmosferde başlasın. Buna rağmen Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Ahmed El-Carba'nın konuşması çok daha serinkanlı ve doğrudan hedefe yönelikti. Provokatif saldırılara cevap vermeyen bir yaklaşım sergiledi."

Bakan Davutoğlu, konferansın devamına ilişkin olarak BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile sabah konferans öncesinde bir toplantı gerçekleştirdiğini, dün akşam da Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu'nun temsilcileri ile gece geç saatlere kadar süren bir toplantı yaptığını hatırlatarak, "Bugün de akşam kendileriyle tekrar görüşeceğim" diye konuştu. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile kapsamlı bir durum değerlendirmesi yaptıklarını açıklayan Davutoğlu, Almanya, Hollanda ve İngiltere dışişleri bakanlarıyla da Suriye'yle ilgili konuları ele aldıklarını kaydetti.

Cuma günü başlayacak müzakerelerin başarılı olabilmesi için her iki tarafın eşit şartlarda masaya oturması gerektiğini ifade eden Davutoğlu, "Bugün elde edilen en önemli netice bence tarafların netleşmiş olmasıdır. Yani artık ortada bir Suriye rejimi tarafı, bir de Suriye Ulusal Koalisyonu tarafı var. Bunlar netleşti. Taraflar belli. Müzakere pozisyonları -çok aralarında uçurum da olsa - nihayet biliniyor" diye konuştu.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'la yaptıkları görüşmede de rejimin zamana dönük taktik diplomatik manevra yapmasına izin verilmemesi talebinde bulunduğunu belirten Davutoğlu, insani durumun hemen iyileştirilmesi yönünde güven artırıcı önlemlerin devreye sokulması ve Cenevre-1'in ruhuna uygun bir şekilde bir an önce tam yetkiye sahip geçiş hükümeti kurulması yönündeki genel irade ve hedefin de göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

Davutoğlu, Ban Ki-mun'a bir ayağında insani yardımları, insani durumun iyileştirmesi ve ateşkes görüşmeleri olan, diğer ayağında da en kısa zamanda bir geçiş hükümeti kurulmasıyla ilgili çalışmaların olduğu iki ayaklı bir müzakere yürütülmesinin doğru olacağı yönündeki görüşlerini aktardığını vurguladı.

Ahmet Davutoğlu, Cuma günü başlayacak görüşmelerde bir an önce netice alınması için çalışmalara katkıda bulunacaklarını belirterek, hem Türkiye'nin hem de uluslararası toplumun Suriyelilere olan borçlarını gecikmiş de olsa ödeyecek kararlar alınmasını ümit ettiklerini söyledi.

"Esed hangi şehre gidebilir"

"Artık Esed'in Suriye'yi hem ahlaki olarak yönetme meşruiyeti kalmamıştır hem de fiilen, siyasi olarak da yönetme kudreti kalmamıştır" diyen Davutoğlu, "Suriye'nin hangi şehrini alırsanız alın, bir devlet başkanı olduğunu iddia eden birisinin o şehre gidememesi düşünülür mü? Hangi şehre gidebilir Beşşar Esed?" diye konuştu.

"Masa oluştuğunda kimlerin oturacağı belli"

İran’ın katılımı konusunda BM Genel Sekreteri Ban ve İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ile konuştuğunu belirten Davutoğlu, “Gönül isterdi ki İran da olumlu bir açıklamayla bu toplantıda bu forumda bulunsun. Çünkü İran’ın bölge ülkesi olarak bir şekilde bu süreçlere katkıda bulunması zarureti var” dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile gelecek hafta İran’da olacaklarını dile getiren Davutoğlu, bu ziyarette de konunun ele alınacağını söyledi. Davutoğlu, “Önemli olan kanın durması ve Suriye’de halkın iradesini yansıtan bir yönetime geçişin sağlanması” dedi.

Cenevre-2 Konferansı'nın en önemli sonucunun ne olduğu sorusunu yanıtlayan Davutoğlu, “Önemli çıkan sonuç, bundan bir hafta, üç hafta, birkaç ay öncesine kadar iki taraf bilinmiyordu. Yani iki taraf var ama tanımlanmamıştı. Bugün iki taraf tanımlandı. Bundan sonra masa oluştuğunda kimlerin oturacağı belli. Bu çok önemli bir aşamadır. Nihayet problem çözümü söz konusu olacaksa müzakere edecek iki tarafın tanımlanmış olması ve karşı karşıya oturmuş olmaları önemli bir aşamadır. Bu sonuç şu anda çıktı” dedi.

Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Bundan sonra ne olacağı açıkçası Suriye rejimi ve ona destek veren ülkelerin, tarafların yapacakları katkılara bağlı. Suriye üslubunu devam ettirirse ve ona destek verenler üslubunu değiştirmesi yönünde ağırlık koymazlarsa mesafe almak mümkün değil çünkü geçiş kavramını bile kullanmadı hiç. Bir yerde galiba diyalog dedi o da havada kalan bir şey. Böyle bir üslupla yürümez. Eğer bu sağlanırsa biz muhalefetin yapıcı bir katkı konusunda olumlu bir tavır içinde olacaklarını düşünüyoruz. Mesafe almak kolaylaşır. Uluslararası irade burada çok önemli ve BM’nin etkin bir arabuluculuğu nasıl olacak onu görmemiz önemli.”

Davutoğlu, “Herkes yerini belli edecek. Nerede olduğunu, Suriye’nin geleceğini kimlerle birlikte düşündüğünü belli edecek. Rejimin Suriye içindeki bazı uydu muhalefet diye oluşan yapıları da bu masada yok. PYD’nin de bu anlamda masaya gelmemelerinin sorumluluğu kendilerine ait” ifadesini kullandı.

AA

Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2017 Ada Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 05488904615