• BIST 1.441
  • Altın 498,869
  • Dolar 8,3566
  • Euro 10,1202
  • Lefkoşa 16 °C
  • Girne 18 °C
  • Mağusa 17 °C
  • İskele 17 °C
  • Güzelyurt 15 °C
  • Lefke 16 °C

Cumhurbaşkanı Erdoğan: 128 milyar dolar iddiası baştan sona yanlış, baştan sona cehalet

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 128 milyar dolar iddiası ile ilgili, "Ne rakam doğru ne rakama yüklenen anlam doğru ne de bu rakam üzerinden yürütülen kampanya doğru. Baştan sona yanlış, baştan sona cehalet." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: 128 milyar dolar iddiası baştan sona yanlış, baştan sona cehalet

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

AK Parti Gençlik Kolları Merkez Karar ve Yürütme Kurulu toplantısında, gençlerle, partiyi ve ülkeyi geleceğe taşıyacak yol haritasını konuştuk. Her yönetim organımız gibi Gençlik Kolları MYK'nın da partimize en çok katkıyı yapacak kardeşlerimizden oluşması için gayret ettik. İnşallah bu kardeşlerimiz, tüm vakitlerini Gençlik Kollarımızın gelişmesi, büyümesi, ülkemizin tüm gençlerine ulaşması için kullanacaklardır.

Dün gece, hem bir bakanlığı ikiye böldük hem de toplamda 3 yeni bakan ataması yaptık. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Zehra Zümrüt Selçuk ile Ticaret Bakanımız Ruhsar Pekcan’a, bugüne kadarki hizmetleri için teşekkür ediyorum. Kabinemizde birlikte mesai yürüteceğimiz Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Derya Yanık’a, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Prof. Dr. Vedat Bilgin’e, Ticaret Bakanımız Mehmet Muş’a başarılar diliyorum. Artık, Genel Merkezimizle, Meclis Grubumuzla, kabinemizle, beldesinden iline kadar tüm teşkilatlarımızla 2023’e odaklanmamız gereken bir döneme girdik.

"Nice eserlere ve hizmetlere imzamızı attık"

AK Parti'nin kuruluşunu ilan ettiğimiz 2001 Ağustos ayından bugüne kadar nice büyük engelleri başarıyla geçtik, nice eserlere ve hizmetlere imzamızı attık. Geride bıraktığımız 20 yıla yaklaşan döneme baktığımızda şunu görüyoruz: Kuruluş döneminden sonra Cumhuriyet devrinin en verimli, en üretken ve aynı zamanda en çok mücadele yaşanan dilimi, bu 20 yıldır.

"Ey Kılıçdaroğlu, şöyle hafızanı bir yokla bakalım varsa"

Hatırlayınız… Türkiye, sanayide dışa bağımlı olduğu dönemlerde, tedarikteki en küçük bir aksilik, savunması dahil her alanda ülkenin tökezlemesine sebep oluyordu. Ticaretimizin derinliğinin sığ olduğu dönemlerde, distribütörlük dışında yatırıma ve üretime dayalı uzun vadeli girişimlere cesaret edilemiyordu. Tarımımızın sadece kendimize yeterli olmasıyla övünürken, niçin bu alanda dünyanın önde gelen ihracatçıları arasında yer almadığımız sorusu akıllara dahi gelmiyordu.

Turizm potansiyelimizi gerçek anlamda ancak bizim teşvik ve destek politikalarımızla, bölgesel ve küresel kültür diplomasimizle değerlendirebildik. Ülkemizin, çok küçük dalgalanmalar karşısında bile hem siyasi, hem ekonomik krize girme riskiyle karşı karşıya kaldığı dönemler geçirdik.

Milletimizi çeşitli sosyal fay hatları üzerinden bölme, birbiriyle çatıştırma girişimlerine şahit olduk. Mesela 1970’li yıllarda ideolojik kamplaşmalar, meşrep farklılıkları üzerinden kardeşi kardeşe kırdırmaya kalktılar. Aynı şekilde 1990’lı yıllarda aynı oyunu kökenler üzerinden tekrar sahneye sürdüler. Bu arada ekonomiyi de hiç boş bırakmadılar.

Sadece birkaç milyar dolarlık bir spekülasyonla, üstelik de dünyada bunu tetikleyecek herhangi bir gelişme yokken, 1994 yılında ülkemizi büyük bir krize sürüklediler. Aradan çok geçmeden, bu defa 2001 yılında, kendi iç dinamiklerimizi kullanarak, yeni bir krizi başımıza musallat ettiler. Ey Kılıçdaroğlu, şöyle hafızanı bir yokla bakalım varsa...

Gecelik faizlerin yüzde 7 bin 500’e çıktığı, 20 bankaya el konup milyarlarca dolarlık zararın tamamının millete fatura edildiği bu dönemin baş aktörleri, şimdi bize karşı kampanya yürüten CHP yöneticileriydi. AK Parti olarak işte böyle bir Türkiye’yi devraldık.

"Biz bu yola çıkarken kefenimizi giyerek çıktık"

Şimdi de çıkmış bir ahlaksız, bir edepsiz, benim akıbetimin de Menderes'in akıbeti gibi olacağını, olabileceğini ümit ettiğini söylüyor. Be edepsiz, biz bu yola çıkarken kefenimizi giyerek çıktık. Biz ölümden korkmadık, bizim imanımızın gereği ölümü korkutmaktır. Bu yolculuğumuzu da böyle devam ettireceğiz. Ama siz zaten ölüm dendiği zaman kaçacak delik arayanlardansınız.

 

 

"O akıbeti hazırlayanlar sizlersiniz"

Yani Menderes’in akıbetinden hoşnut mu oluyorsunuz? Memnun mu oluyorsunuz? Çünkü o akıbeti hazırlayanlar sizlersiniz. Şimdi bize de o akıbeti mi hatırlatıyorsunuz? Boşuna uğraşmayın, boşuna gayret etmeyin. Evvel Allah biz bunların hepsine hazırız.

15 Temmuz’da bunu gördük ve 15 Temmuz’u hazırlayanlara da bu ülkeyi mezar ettik mezar. Senin genel başkanın tankların arasından kaçıp Bakırköy Belediyesine giderken biz orada milletimizle beraber mili iradeyle beraber sadece ülkemize değil tüm dünyaya selam verdik. Ve biz dik durduk, asla geri durmadık. Ama siz hemen kaçtınız Bakırköy Belediyesinde çay, kahve sohbetine daldınız. Oradan seyrettiniz, daha çok seyredeceksiniz. Biz bu yolda aynı kararlılıkla yürüyeceğiz.

"Nefsimiz bu yolda feda olsun dedik ve bu yola böyle çıktık"

Kalkıp yaptığınız basın toplantılarında falan benim akıbetimin öyle olacağından hiç bahsetmeyin. Biz şuna inanmışız: Her nefis ölümü tadacaktır. Bitti. Senin değerlerin içinde böyle bir şey yoksa ben bir şey demiyorum. Ama sen de tadacaksın onu bil. Biz bu yolculukta böyle devam ediyoruz. Bu yolculuk bir vatan yolculuğudur ve bu vatanı ayağa kaldırma yolculuğudur. Nefsimiz bu yolda feda olsun dedik ve bu yola böyle çıktık.

"Bu baskıların hiçbirine boyun eğmedik, dik durduk"

Avrupa Birliği tam üyelik sürecinde verilip tutulmayan sözler başta olmak üzere uluslararası riyakarlıkları da bunlara eklememiz gerekiyor. Rabbimize olan teslimiyetimiz ve milletimizden aldığımız güçle, bu baskıların hiçbirine boyun eğmedik, dik durduk, çareyi hep milli iradeye gitmekte aradık. Hamdolsun, her seferinde de milletimiz bizi bağrına bastı, daha güçlü bir şekilde 'yola devam' mesajı verdi.

"Her saldırıya cevabımızı daima ileriye atılarak verdik"

Vesayet güçlerinin 1950'den beri uyguladıkları yöntemler işe yaramayınca, bu defa daha sinsi, daha alçakça yöntemleri devreye soktular. Gezi olaylarıyla sokakları kaosa sürüklemeye, 17-25 Aralık emniyet-yargı darbesiyle milli iradeyi hançerlemeye kalktılar. Bunlar yetmeyince, PKK’dan DEAŞ’a ve FETÖ’ye kadar, iplerini ellerinde tuttukları tüm terör örgütlerini üzerimize saldılar. Ardından da tarihimizin en acı hadiselerinden biri olan 15 Temmuz darbe girişimini yaşadık. Her saldırıya cevabımızı geriye çekilerek değil, daima ileriye atılarak verdik.

Ülkemizin ödediği bedellerin sebebi, egemenliğini, istiklalini, istikbalini, milli iradenin üstünlüğü ilkesini bölgesindeki hak ve menfaatlerini koruma azmini, aksi haldeki dayatmaların önünde tutmuş olmasıdır. Şayet  vesayete teslim olsaydık, darbelere boyun eğseydik, terör örgütlerine eyvallah etseydik, dış telkinlere kayıtsız şartsız uysaydık, belki de bu baş ağrılarının hiçbirini çekmeyecektik. Ama o zaman da başımız dik şekilde yaşayamaz, milletimizin yüzüne bakamazdık.

Ben huzurlarınızda Dışişleri Bakanımıza, Yunan Dışişleri Bakanıyla yaptığı görüşmede verdiği cevaplar sebebiyle de teşekkür ediyorum. Asla baş eğmeyecek ve dik durmaya devam edeceğiz. Bizim milletimiz asla boynunda böyle bir esaret zinciriyle yaşayacak bir millet değildir.

 

 

"Başımıza gelenlere rıza mı gösterecektik"

Sahada terör örgütlerine, uluslararası alanda müstemlekecilere karşı verdiğimiz mücadeleyi, ekonomide de faiz, kur, enflasyon, şer üçgenine karşı yürüttük. Bu mücadeleden dolayı bizi suçlayanlara soruyorum. Ne yapacaktık? Böyle davranmayıp da başımıza gelenlere rıza mı gösterecektik. Şanlı 15 Temmuz kıyamını adeta cezalandırmak için başlatılan ekonomik saldırıya seyirci mi kalacaktık. Suriye sınırlarımızı güvenli hale getirmek için yürüttüğümüz ve haklılığımız konusunda en küçük şüphemiz olmayan harekatlarımızın ardından maruz kaldığımız ekonomik tuzaklara seyirci mi kalacaktık?

Ağustos 2018'de Amerikan yönetiminin açıkladığı haksız yaptırım kararının ardından kirli gece yarısı yaptırımlarına seyirci mi kalacaktık? Son olarak dünya ile birlikte ülkemizi de etkileyen koronavirüs salgınının yol açtığı sıkıntıları ekonomik virüsle taçlandırma gayretlerine seyirci mi kalacaktık?

"Ne rakam doğru ne rakama yüklenen anlam doğru"

CHP’nin ve onun peşine takılıp gidenlerin bir süredir sanki hazine bulmuş gibi sarıldıkları 128 milyar dolar meselesini bu fotoğraf içinde okumak gerekiyor. Esasen ortada gerçekten 128 milyar doların akıbetini anlama arayışı olmadığı için söylenen sözlerde doğru olan hiçbir şey yoktur. Ne rakam doğru ne rakama yüklenen anlam doğru ne bu rakam üzerinden yürütülen kampanya doğru. Baştan sona yalan, yanlış. Baştan sona cehalet.

 

 

"Nedir bu diledikleri felaket?"

Bunların artık gizlemeye dahi ihtiyaç duymadıkları temennileri, Türkiye’nin önce, tıpkı 1994 ve 2001 yılında olduğu gibi çok derin ve keskin bir ekonomik kriz yaşaması, ardından da siyasi değişime maruz kalmasıdır. Erdoğan düşmanlığı, AK Parti düşmanlığı, Cumhur İttifakı düşmanlığı bu cehli mikap kesiminin gözlerini öyle bir kör etmiştir ki ülkenin ve milletin felaketinden medet umar hale gelmişlerdir. Nedir bu diledikleri felaket?

Piyasa dediğimiz bu dinamik sistemde şu anda bile belki yüz milyonlarca dolar el değiştirdi. Bunların önemli bir kısmı da Merkez Bankasının üzerinden gerçekleştiği için rakam yenileniyor ve büyüyor. Yine de madem onlar böyle bir rakam telaffuz etmişler, değerlendirmeyi onun üzerinden yapalım.

Her ne kadar Merkez Bankası Başkanımız da, Hazine ve Maliye Bakanımız da, partimizin bu işlerden sorumlu genel başkan yardımcısı da meseleyi etraflıca anlattıysa da bunlar ancak duymak isteyen kulaklara ulaşıyor. Hatta kendi arkadaşlarının bile doğruyu söylemelerine tahammül edemedikleri için hemen meseleyi kendi taraflarına çektiler. Bu soruyu soranların amacı gerçekten Merkez Bankası rezervlerindeki değişimi öğrenmekse bunun yolu çok kolay. CHP’nin içinde az buçuk bilanço okumayı bilen varsa, Merkez Bankası, BDDK ve Strateji Bütçe Başkanlığımızın herkese açık internet sitelerindeki verilere bakarak bu hesabı kolaylıkla çıkarabilirler. Eğer CHP içinde bilanço okumayı bilen biri yoksa, partimizden, grubumuzdan veya bürokrasiden bir uzman göndererek kendilerine yardımcı olabiliriz. Ama biliyoruz ki bunların derdi hakikate ulaşmak, hakikati öğrenmek değil, karşımızda yalan ve iftira üzerinden yürüttükleri kirli kampanyaya, ülkenin ve milletin geleceğini ilgilendiren en hayati meseleleri bile meze etmekten çekinmeyen gözü dönmüş, kalbi kararmış bir güruh var.

Buna rağmen biz bu açıklamalara niçin ihtiyaç duyuyoruz? Ola ki bu sefil kampanya karşısında tereddüde düşen, yüreği yaralanan, kafası bulanan vatandaşlarımız varsa, onların kafalarındaki soruları birinci elden gidermek istiyoruz. Temel başlıklarıyla özetleyecek olursak, "128 milyar dolar nerede" diye yaygarası koparılan meselenin ayrıntısı şudur: Merkez Bankası, 2019 ve 2020 yıllarında küresel ekonomide yaşanan gelişmeler ve özellikle salgının yol açtığı zorlu süreci yönetmek için çok ciddi döviz işlemleri yürütmek mecburiyetinde kalmıştır. Bilhassa 2020 yılı dünyayla birlikte ülkemizde de gerçekten sıkıntılı geçmiştir. Çeşitli ülkelerin salgınla mücadele için aldıkları mali tedbirlerin toplamı 16 trilyon doları, merkez bankalarının bilanço gelişmeleri de 10 trilyon doları bulmuştur. Bu çalkantılı ekonomik iklim elbette ülkemizi de olumsuz etkilemiştir. Cari açığımız negatif yönde artarken, turizm gelirlerimiz düşmüştür. Yabancı sermaye çıkışı ve reel sektörün döviz cinsinden borcunu azaltma gayretleri döviz talebini artırmıştır.

Böyle dönemlerde vatandaşlarımızın tasarruflarını döviz ve yine dövizle alınan altına yönlendirmeleri de ilave bir talep ortaya çıkarmıştır. Son iki yılda Merkez Bankası kaynaklarından 30 milyar dolar cari açığın finansmanı için kullanılmıştır. Yabancı sermaye çıkışı için kullanılan rakam 31 milyar doları bulmuştur. Reel sektörün döviz cinsinden borcunu azaltmak için talep ettiği kaynak da 50 milyar dolara ulaşmıştır. Vatandaşlarımız da 54 milyar dolar karşılığı döviz ve altın alarak tasarruf tedbirlerinde değişikliğe gitmiştir. Gördüğünüz gibi sadece dört kalemde 165 milyar dolarlık bir rakam ortaya çıktı.

CHP Genel Başkanı dün çıkmış bu 128 milyar dolarla şunlar yapılırdı, bunlar yapılırdı, şunlara şu kadar para dağıtılırdı deyip kürsüden atıp tutuyor. Bu zat herhalde bu 128 milyar doların kendi cebindeki bir para olduğunu, istediği yere dağıtabileceğini sanıyor. Aslında bu sözler bu şahsın çapsızlığı yanında, kar eden SSK’nın Genel Müdürlüğü döneminde nasıl iflasa sürüklendiğini de ortaya koyuyor.

En basit ifadesiyle Merkez Bankası rezervleri çeşitli yöntemlerle piyasadan sağlanan emanet paralarla, altın varlığının ve şayet varsa cari fazlanın toplamından oluşur. Rezervin amacı, ithalatçısından yatırımcısına, reel sektöründen vatandaşına kadar dövize ihtiyaç duyulan işlemlerde ortaya çıkan talebi karşılamaktadır.

Merkez Bankamız bu işlemleri bir süredir ihale yoluyla değil, Asya piyasalarında ülkemize yönelik gece yarısı operasyonlarının önüne geçmek için 24 saat esasına göre çalışan piyasa yapıcısı bankalar eliyle yürütüyor. Piyasa döviz talebini kendi içinde karşılayabiliyorsa Merkez Bankasına ihtiyaç kalmaz. Nitekim geçtiğimiz haftalarda yaklaşık 15 milyar dolarlık böyle bir işlem Merkez Bankasına ihtiyaç kalmadan piyasanın kendi dinamikleri içinde gerçekleştirmiştir.

Merkez Bankası bu görevini yapmazsa öncelikle arz talep dengesizliğinden dolayı döviz kuru istikrarsız bir şekilde yükselir. Şayet buna rağmen talep karşılanmazsa uluslararası piyasalarda ülke olarak temerrüde düşersiniz.

Türkiye, son 2 yılda daha önce eşi benzeri görülmemiş bir döviz talebiyle yüz yüze kalmıştır. Buna rağmen ülkemiz, talebin hepsini de karşılamayı başarmıştır. Bu bir başarıdır, hem de Türkiye’nin sadece siyasette ve diplomaside değil, ekonomide de öyle kolay yıkılamayacağını gösteren tarihi bir başarıdır.

Nereye harcandı diye yaygarası yapılan 128 milyar dolar ne buhar olmuştur ne de haksız ve hukuksuz yere herhangi birinin cebine girmiştir. Bu para ve çok daha fazlası ekonominin aktörleri ve vatandaşımız arasında dolaşıma girmiş, yani yer değiştirmiş. Sonuçta hepsi ülkemizin değeri olarak yurt içinde kalmıştır. Günün sonunda ise ekonomik işleyişin tabii sonucu olarak bu paranın çok önemli bir kısmı yeniden Merkez Bankası rezervine dönmüştür. Üstelik Merkez Bankası bu işlemleri yaparken son 2 yılda 98 milyar dolar kar etmiş ve bunu da hazineye aktarmıştır.

Erzincan Havalimanına merhum Yıldırım Akbulut’un adını veriyoruz. Milletimiz için Erzincan Havalimanı bundan böyle Erzincan Yıldırım Akbulut Havalimanı olarak anılacaktır.

 

TRT

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 - 2020 Ada Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0533 876 99 76