• BIST 1.479,930
  • Altın 553,18
  • Dolar 9.5897
  • Euro 11.1482
  • Lefkoşa 28 °C
  • Girne 26 °C
  • Mağusa 27 °C
  • İskele 27 °C
  • Güzelyurt 24 °C
  • Lefke 28 °C

ABD istihbaratının Kabil sınavı: Taktik mi fiyasko mu?

Taliban’ın Afganistan’ın tamamında yönetimi ele alması ve ABD’nin düştüğü pozisyon tartışılmaya devam ediyor. Peki ama ‘ardına bakmadan giden ABD’ fotoğrafında suçlu kim? ABD Başkanı Biden mı yoksa onları yanlış yönlendiren istihbarat kurumları mı?
ABD istihbaratının Kabil sınavı: Taktik mi fiyasko mu?

Takvimler 8 Temmuz 2021’i gösterirken Beyaz Saray’da basın toplantılarının yapıldığı salon en hareketli günlerinden birini yaşıyordu… ABD Başkanı Joe Biden az sonra medyanın karşısına çıkarak Afganistan konusunda açıklamalar yapacaktı.

Biden her zamanki gibi ağır adımlarla kürsüye geldi, kendinden emin bir şekilde söylediği ilk cümlelerden biri “Taliban’ın Afganistan’da kontrolü ele geçirebileceğini beklemiyoruz. Dünya standartlarında donatılmış 300 bin Afganistan askeri 75 bin Taliban üyesine yenilmeyecek” oldu. Bu sözler odada yankılanırken binlerce kilometre ötede, Afganistan’da Taliban güçleri neredeyse her gün yeni bir yerin daha yönetimini ele geçiriyordu.

Biden ‘imkansız’ derken Taliban başkentin kapısına dayandı

Bu durumu bilen basın mensupları süreci netleştirmek istedi… İçlerinden biri bir kez daha söz aldı ‘İstihbaratınızın değerlendirmesine göre Afgan Hükümeti çökecek…” diye başladığı cümlesini tamamlayamadan Başkan Biden araya girdi ve “Hayır, bu doğru değil. Böyle bir sonuca ulaşmadılar. Taliban’ın önüne çıkanları ezerek ülkede kontrolü ele geçirmesi ihtimaller dışında” yanıtını verdi.

Sonrasını hemen hepimiz biliyoruz… 90 gün içinde Kabil’i ele geçireceği düşünülen Taliban güçleri 48 saatten daha kısa bir sürede başkentin tamamını teslim aldı. Taliban güçleri Başkanlık Sarayı’nda dünyaya yeni dönemin ilk fotoğraflarını verirken, Kabil Havalimanı’nda uçaktan düşen insanların ve kaosun görüntüleri ajanslar tarafından tüm dünyaya servis ediliyordu.

Peki dünyanın en güçlü ülkesi olduğuna inanılan ABD’nin 1 numarasının söyledikleri ile sahadakiler nasıl bu kadar birbirine zıt olabildi? Başkan yalan mı söylüyordu yoksa istihbarat kurumları gerçekten de sahada yaşananları iyi analiz edemedi mi? Bu sorunun yanıtını almak için Mersin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Kaan Kutlu Ataç ile bir araya geldik.

İstihbarat örgütleri geleceği görebilir mi?

Kaan Kutlu Ataç da haziran ayındaki meşhur istihbarat raporunu hatırlatarak başlıyor konuşmasına… Bilindiği üzere o rapora göre ABD’nin çekilmesinin ardından Afgan Hükümeti’nin 6 ay içinde düşeceği bilgisine yer veriliyordu.

Detaylara inmeden önce kısa bir hatırlatmada bulunuyor Ataç… Olayların hızla geliştiği bir süreçte istihbaratın değerlendirme başarısını ya da başarısızlığını ortaya koyabilmenin zor olduğunun altını çiziyor.

Yakın zamanda ‘sızıntılar’ başlayabilir

Afganistan özelinde ilgili istihbarat örgütlerin siyasi karar alıcıya sundukları değerlendirmelerin ne olduğu yönünde net belgeler bulunmuyor elimizde. Kaan Kutlu Ataç da bu görüşe katılıyor ve “ABD istihbarat örgütleri yaşananlardan sorumlu olmadıklarının bilinmesini isteyecektir. Bunun için de kimi ‘çok gizli’ ibareli raporların ya da ön değerlendirme raporlarının yakın gelecekte medyaya sızması son derece güçlü bir ihtimal” değerlendirmesinde bulunuyor. Ataç’a göre Afganistan süreciyle ilgili Kongre nezdinde bir araştırma süreci başlaması da sürpriz olmaz.

Rasyonel bir değerlendirme için elimizde yeterince veri var

Kabil düştükten sonra hemen herkesin ağzında ‘ABD istihbaratı bunu bilerek planladı. Aslında bu bir taktik’ görüşü ağırlık kazandı. Diğer yanda 'ABD'nin başarasızlığa uğradı’ diyenler de az sayılmaz. Peki Kaan Kutlu Ataç nasıl yorumluyor yaşananları?

“Rasyonel bir değerlendirme için elimizde hayli veri bulunuyor. Öncelikle Başkan Biden’ın nisan ayında ilan ettiği bir takvim var. Buna göre 31 Ağustos 2021’e kadar ABD askerleri Afganistan’dan çıkacaktı. Ancak Taliban ülke içinde çok hızlı bir şekilde ilerledi ve başkente dayandı. Savunma ve Dışişleri yetkilileri Taliban’ın Kabil’i ele geçirme sürecinde ciddi şekilde yanıldı.

Öte yandan 13 Ağustos’ta ülkenin dört bir yanında hakimiyet kuran Taliban’ın başkente girmesinin haftalar alacağı söylendi. Ancak bu açıklamaların üzerinden 48 saat geçmeden Taliban Kabil’e hakim oldu.

ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley’in 21 Temmuz’daki açıklaması da dikkat çekiciydi. Milley’e göre son derece modern silahlarla donatılan ve bizzat ABD tarafından eğitilen Afgan Ordusu’nun ülkeleri için etkin bir şekilde savaşma ve savunma kapasitesi vardı. Bu söylemlerin ne kadar isabetsiz olduğunu hep birlikte gördük.”

‘İktidara gerçeği söylemek’ bu sürecin en kritik halkası

Kaan Kutlu Ataç sürece dair ilginç detaylar paylaşırken konuyu kendi uzmanlık alanına getiriyor… “Taliban başkentin kapılarına dayandığında dahi Afgan Ordusu’nun kendi ülkesini savunacağını söyleyen bir Genelkurmay Başkanı var” diye başladığı cümlesini ‘truth to power’ teziyle tamamlıyor.

Bu tezi biraz daha açmasını istiyoruz… En basit haliyle ‘iktidara gerçeği söylemek’ kelimeleriyle tanımlıyor. Eğer ülkenin güvenlik kurumları iktidara gerçeği söylemiyorsa orada milli güvenlik bürokrasisinin giderek bulanıklaştığının altını çiziyor.

“Yaklaşık 740 milyar dolarlık savunma bütçesine sahip bir ülkenin Genelkurmay Başkanı’nın bu denli öngörüden uzak değerlendirmeler yapması anlaşılabilir bir durum değil” diyen Kaan Kutlu Ataç, tüm bu yaşananların tek bir açıklaması olabileceği inancında:

“Güvenlik bürokrasisi kimi durumlarda siyasi liderin aldığı kararların meşrulaştırılması yönünde girişimlerde bulunabilir. Belki de burada da benzer bir durum vardır. Biden’ın Milli Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan 16 Ağustos’ta kameralar karşısına geçti ve ‘Afganlara eğitim ve donanım için milyarlarca dolar yatırdık ancak onlara ülkeleri için savaşma isteğini veremedik’ demişti.

Bu en azından an itibarıyla yönetimin ‘bizim ellerimiz temiz’ diyerek, sorumluluğu Afganlara yüklemek eğilimini gösteriyor.”

Modern ekipmanlı askerler terlikli Taliban üyelerine karşı

Ataç’ın anlattıkları zihnimizde yeni sorular doğuruyor. Yaklaşık 90 milyar dolarlık ekipmana sahip 300 bin ‘iyi yetiştirilmiş’ ordu nasıl oluyor da kağıt üzerinde kendisiyle baş etmesi mümkün görünmeyen bir örgüte karşı hezimete uğruyor?

“Bu sorunun cevabı ABD’nin 20 yıllık Afganistan macerasındaki gelişmelerde yatıyor” diyor Ataç… ABD’nin devasa istihbarat ve askeri yapılanmasının Afganistan coğrafyasının bütün vahşiliğine rağmen ‘kolordu düzeyinde’ tutulmasını ‘dikkate değer’ buluyor.

ABD’nin özellikle kendine güven konusunda kibre düştüğüne değinen Ataç, “Washington yönetiminin, karşı taraftaki yerel dinamiklerin oluşturduğu muazzam kompleks yapıyı çözümlemede başarılı girişimleri var. Ancak bu çözümlemelere ait analizlerinin siyaset oluşturma ve siyasi karar alma mekanizmasında yeterince dikkate alınmadığı kanaatindeyim” diyor.

Taliban insan coğrafyasını daha iyi kullandı

Afganistan konusunda siyasi karar alıcıların önlerine gelen istihbarat raporlarındaki nihai değerlendirmeleri karar süreçlerinde ne kadar kullandıklarını bilmediğimizi vurgulayan Ataç, “Taliban’ın kendi ülkesindeki insan coğrafyasını okyanus ötesinden gelen ve ülkelerinde 1 trilyon dolar harcayan Amerikalılardan çok daha iyi kullandıkları ortada. Afganistan’da görev yapmış eski bir Amerikan ordusu mensubunun göreve giderken daha önce orada görev yapmış silah arkadaşından aldığı nasihat insan coğrafyasına ait cehaletin 1 trilyon dolarlık faturasının sonucu olarak karşımıza çıkıyor: Afganistan’da gördüğün herkes senin düşmanın!” diyerek sözlerini tamamlıyor…  

TRT

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
SPOR
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Ada Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0548 890 46 15